Peki Atölye ailelerine biz neler hissettirmişiz…

Ali ve Atölye:

Ali henüz iki yaşında bile değilken Atölye’nin kapısından içeriye girdiğimizde bir ‘Yuva’ dan ne beklemem gerektiğini bilmiyordum. Bunları Atölye’den, diğer arkadaşlarımın çocuklarının gittiği yuvalarla kıyaslarken öğrendim. Buradan önce, bir- iki yuva’yı sadece görmeye gitmiştim. Ve ilk gün bir şeye emin oldum ki öncelikle doğallık çok önemliymiş benim için.

Atölye’de, başta kurucusu Başak olmak üzere, diğer gördüğüm yerlerin aksine bütün öğretmenler ve her şey yapmacıklıktan çok uzaktı. Veliyi etkilemek adına değil, çocuk için oradalardı. Bunu hissedince zaten bizim için doğru yer olduğunu anlamıştım.

İlk günlerde Ali okulda bensiz ne yapıyor, ne yiyor, neler söylüyor acaba diye içim içimi yerken, çok özel kağıtlar gelmeye başlamıştı. Onu her aldığımda sarı kağıtta sorularımın cevaplarını ve kısa komik, önemli notları buluyordum. Bir anne için ne önemli olabilicekse o kısa notlarda vardı. Nereden biliyorlardı o içimdeki soruları???? Bu da yetmiyormuş gibi, haftasonu defterleri gelmeye başlamıştı. O hafta Ali’nin ilginç, komik, v.s bir anısını öğretmeni o deftere yazıyordu. Benim hep yapmak istediğim ama üşendiğim şeyi, onlar düşünmüş, hazır elime veriyorlardı üstelik.

Sonra okul gezileri başladı. Ne kadar harika yerlere gitmeye başladılar. Ali’nin farkındalığı artmaya başladı. Bu geziler bir bahar günü çimenlerde koşmak, çiçeklere bakmak, kelebek kovalamak için bir orman da olabiliyor,o hafta üzerinde çalıştıkları proje ile ilgili de olabiliyordu. Bu proje hakkında konuşuyorlar, geziye gidiyorlar ve gezi sonrası da bununla ilgili bir faaliyet yapıyorlardı. Dolayısıyla Ali o konuyu daha kolay kavrayıp, içselleştirebiliyordu.

Ali, artık sadece oyuncaklarla oynamanın dışında kendi oyununu kurmaya başlamıştı. Çünkü Atölye’de geçirdiği zamanlarda bunu kazanmıştı. Hazıra konmak yerine yaratıcılığını kullanıyor, hayal gücünden yararlanıyordu. Bahçedeki ağaç ev, toprak, ufak beton yol, kum havuzu, altbahçe harikaydılar. Hangi pahalı oyuncak oğluma onların verdiğini verebilirdi kiJ))Üstelik onların bu hayal gücünü bir de gerçeğe dönüştüren Melih ve Güneş vardı.

Ali hayalinde’ben bir korsan gemisindeyim’ derken, ertesi gün o gemiyi Melih’le yapmaya başlamıştı bile. Üstelik çok basit, her an etrafımızda oluveren malzemelerden. O malzemelerden neler yapabildiklerine hepsi çok şaşırıyorlardı. Bu bir hafta gemi iken ertesi hafta bir robot oluveriyordu. Oğlumu okulda Melih’le bir ağaç kütüğünü incelerken bulabiliyordum, ceplerine meşe palamutu doldurup”Anne bunlarla evde faaliyet yapalım” diyordu. Burada çocuklar şehre gelmiş çok meşhur bir film ya da tiyatroya gitmeni dışında, Güneş’le kendi diktikleri önlükleri giyip pazarda satış yapıyorlardı!!!!Benim değil bir okuldan böyle bir beklentim olsun, hayal bile edemeyeceğim şeylerdi bunlar. Aslında Ali’nin hayalindeki gemiyi yaparlarken, benim de hayalimdeki “basit şeylerden mutlu olabilen, doyumlu, yaratıcı, hayal gücü geniş, farkında olan” çocuk yetitirme çabamı da hayata geçirmeye başlamışlardı.

Bir haftasonu ailecek biraz gezip bir yerlerde oturup çay içecektik. Ali’ye de oyuncakçıdan beğendiği bir oyuncağı aldık. Henüz üç yaşındaydı. Oyuncağı açtı, baktı bir kenara koydu. Sonra onun kutusunun kartonundan bir otopark, asetatından bir levha ve tellerinden de çeşitli şeyler yapıp masanın üstünde kendine müthiş bir oyun kurdu. Kutudan çıkan oyuncak onun yaptıklarının anında o kadar zavallı kalmıştı ki!!!Basit malzemelerden, yaratıcılığını kullanıp neler yapmıştı. Çok etkilenmiştik. Bu Atölye’nin ona kazandırdığı müthiş bir şeydi!

Ali altıyaşında Atölye’den ayrılıp gittiği okulda öğretmenlerini bir çok konuda şaşırttı ve hep daha önce hangi yuvaya gittiği sorusu ile karşılaştım. Proje geliştirme, konu hakkında fikir yürütme, görsel algısı, kavrama, tutma, yazma, yapıştırma, kesme gibi becerileri, yaratıcılığı, v.s konularında okulu övüyorlardı.

Ali bugün 7 yaşında. Geçen gün bir film seyrederken “Anne arılar kırmızıyı göremez” dedi. Nereden biliyorsun dedim. “Atölye’de öğrenmiştim” cevabına şaşırmadım. Canım Atölyem!

Ve İngilizce öğretmeni bile devamlı soruyor’ Ali hangi yuvaya gitti?’

Elif Camcigil ( Ali Camcigil’in annesi)

Bora ve Atolye

2. cocuguma hamile oldugumu ogrendigimde 2 yasini henuz doldurmus oglum Bora Gedikli icin bir okul arayisina gectim . Beklentim sosyal iliskilerinin gelismesi, anne ve baba korumaciligindan uzaklasip, kendi benliginin kesfine cikmasi icin onuyureklendirecek bir ortamdi. ODTU mezunlar sitesinden Atolye nin ilanini gorduk, bizim eve de oldukca yakin oldugunu kesfedince hemen ziyarete gittik . Gordugumuz sicak ev ortami ve cocuk gelisimi konusundaki bilgi zenginligi karar vermemizi kolaylastirdi. Calisan biranne olarak Basak i tanimak bana yetti . Evde oturup kendim baksam cocuguma Atolye de alacaklarini veremem diye dusundum veyuregime su serpildi …

Bora Atolye ye 10 ay devam etti . Bu sure icinde hayatimiz oldukca degisti . Kardesi Tolga dogdu ve Atolye her adiminda bizimleydi . Hastanede bana destek verirken, okula Bora yi yeni dogan kardesi icin hazirliyorlardi. Sonra Tolga hastalandi ve 12 gun hastanedeyogun bakimda kalmamizgerekti . O gune dek cocugundan hicbir gece ayrilmamis bir anne icin bu durumu en kolaylastiran sey Atolyenin gosterdigi destek, Bora ya gosterdikleri ilgi ve sevgi oldu . Annelik izni biterken yeni bir ulkede yeni bir hayata baslamakarari aldik. Bu adimda yine Atolye bizim en yakin dostumuzdu … Bora icin bu yeni ulkedeki okul seciminden, adaptasyon da yasanabilecek sorulanlara kadar her adimda destek oldu .

Simdi her Turkiye ye gidisimizde, ailemiz , en yakin dostlarimizin yanisira bir de Atolye yi ziyaret etmeye calisiyoruz. Oradaki ortami, ogretmenleri sicakligi gercekten cok ozluyoruz.

Tesekkurler
Derya Gedikli ( Bora Gedikli’nin annesi)

Doruk ve Atolye

EN ÇOK FAALİYET YAPMAYI SEVİYORUM…..

Henüz yeni emekli olmuştum.Eşimle 2 yaş 10 aylık çocuğumuzun kreşe gidip gitmemesi üzerine hararetli mutfak toplantıları yapıyorduk.Yarım gün olsa dahi bir yerde başlamasının sosyal gelişimi için faydalı olacağına karar verdik. Sıra geldi doğru kreşi bulmaya. Mahalleye çıktığımızda bu konuda fena olmayan bir rekabet gördük. İngilizce kreşlere gittik, öğretmenler çocukların ilk altı ay içinde zorlandıklarını, sonrasında ise kolaylıkla uyum sağladıklarını söylediler. Sınıflar kalabalık, çocuklarsa tam çocuktu işte, bağırıyor, çağırıyor, koşuyorlardı. Bir an kendi çocuğumu düşündüm ve araştırmaya devam ettim. Atölye’ye gittiğimde hepsi hepsi 2 çocuk vardı düzenli gelen, bir de kız çocuğu vardı haftada 2 kez uğrayan. Şimdi oğlumuzu yazdırsak, ha evde kardeşiyle oynamış, ha kreşe gitmiş aynı şey olacak diye düşündük.Bir öğretmen, asistan, resim öğretmeni, İngilizce öğretmeni, yemeklerini benim de çok sevdiğim bir de yardımcıdan oluşan toplam okul kadrosunu düşündüğümüzde çocuk başına iki öğretmen filan düşüyordu neredeyse. Atölye çocukevi Reggio Emilio yöntemi ile eğitim veriyormuş, yani çocukların kendilerini sanatla ifade etmeleri. Ben iyi fasıl yaparım, babam da kadın terzisi idi ama sanatla olan yakın ilgimiz bir izleyici olmak dışında bununla kısıtlıdır.

Neyse, biz karşımızda ne söylediğini ve ne yapmak istediğini bilen insanlar bulmuştuk, bunun kararlılığıyla çocuğumuzu yarım gün olarak Atölye’ye başlattık. İlk 15 gün Atölye çocuğumla birlikte beni de ağırladı, çünkü Doruk beni bırakıp arkadaşlarıyla oynamak istemiyordu. 2. haftadan sonra vedalaştık, arkamdan ağladı, 200m uzaktaki eve koşarak gelip telefon açtığımda arkadaşlarıyla gülüyor ve oynuyordu aynen de Atölye’de ki öğretmenlerin söylediği gibi olmuştu.

Aradan3 yıl geçti, bugün Doruk Atölye’nin en kıdemli öğrencisi ve gelecek yıl anaokuluna başlayacağından nasıl becereceğimizi bilmediğimiz bir ayrılık törenine hazırlık yapmak zorundayız. Bu 3 yıla baktığımda ve hergün okuldan dönüşte oğluşa bugün ne yaptığını sorduğumda “faaliyet yaptık baba” diyordu. En çok ne hoşuna gidiyor diye sorduğumda da, faaliyet yapmak diye cevap veriyordu.

Şimdi 5 yaşında bir oğlum var, 2.5 yıldır Atölyeyedevam eden. Bana göre Doruk tam bir Picasso. Ben bu yaşımda sadece çöp adam çizebiliyor, üzerinden çizilmiş şeyleri zorla makasla kesebiliyorum. Doruk her akşam yaklaşık 1 – 1.5 saat resim çiziyor. Şaka yapmıyorum, sayfalarda eskiz yapıyor ana çizgilerin büyüklüğünü veya şeklini beğenmezse devam etmiyor , boyamıyor ve çizgi oturana dek çalışmaya devam ediyor. Çok sevdiği örümcek adamı uçarken, ağ atarken dururken, ahtapotla savaşırken çizebiliyor. Bir evin kesitini yapabiliyor, sandalyenin yandangörünüşünü veya arabanın üstten görünüşünü canlandırıp resmedebiliyor ve boyayabiliyor. Kendine ait insan figürleri var, yüzleri hep gülüyor (benim de). Ayrıca kesiyor, biçiyor, dikiyor ve beni hayrete düşürüyor. Okulda önlük dikti,maskeler yaptı, kağıt hamurundan heykel bile yaptı. Balık yetiştirmeyi, fasulye büyütmeyi öğrendi. Bense çoğunu ilkokulun ileri yıllarında denemiştim. Bazen eve gelip bazı hayvanlarla ilgili araştırmalar yaptırıyor ve merakını giderene kadar soruyor, bilgisayardan resimlerini buluyoruz. O ilk fırsatta resmini çiziyor, okulda da heykelini yapıyor. Akşamları 1 saatte çizdiği resimlerini gelip 15 dakikada bize anlatıyor, yani enteresandır kendisini sanatıyla ifade ediyor.Okulda sevdiği bir kız arkadaşı bile var, laf aramızda Ladin’den hoşlanıyor neyse ki Ladin’de oğlumdan hoşlanıyor, eh artık hayırlısı bakalım.

Okulda iken sanmayın çocuklar sadece faaliyet yaptılar, hayır canım, gezdiler, müzelere, ormanlara gittiler, sinemalara, tiyatrolara da gittiler, hava güzelken hep bahçede oynadılar, içeri girmek, akşam eve gelmek istemediler. Dans ettiler, çok sayıda şarkı öğrendiler, bende Doruk’unsayesinde bir sürü çocuk şarkısı öğrendim. İngilizce de öğrendiler, sayıları, renkleri, bir sürü şarkıyıve bazı sözcükleri İngilizce söyleyebiliyor. Bizim evde İngilizce konuşmamız Doruğa normal birşeymiş gibi geliyor. Bu arada oğlum iyi de bir aşçı yamağı. Her hafta Cuma günleri okulun mutfağında yaptığı yemekler sayesinde evde de annesine yemek yaparken yardım ediyor.

İlk 2 senede Nalan öğretmene alıştıktıktan sonra öğretmeni değiştiğinde Doruk’un nasıl karşılayacağını merak ettik. Nur öğretmen’e geçtiğimizdeanladık ki Atölye, öğretmenlerini seçmekte her zamançok titiz davranıyor. Oğlum okuldan geldiğinde Nur öğretmen bana sarılmadı diye ağlayabilmesi, bir öğretmenin çocuğuma şefkatle ve sevgiyle yakınlık gösterdiğinin en güzel göstergesi değil mi?

EN MUTLU OLDUĞUM AN

Ben emekli olduğum yıl Doruğu okula götürürken önce mahallenin yukarısına gidip orada park eden bir kepçeyi inceliyorduk. Daha küçükken kepçe, greyder gibi şeylere bayılıyordu. Birgün Atölye’de sabah sohbetinde çocuklara sormuşlar en mutlu olduğunuz an hangisidir diye? Doruk, babamla birlikte kepçeye bakmaya gittiğimiz zaman diye cevap vermiş. Sanırım yıllar sonra bile sorsalar ben Doruk’la ilgili en mutlu olduğum zamanların O’nun Atölye’ye gittiği yıllar olduğunu söyleyeceğim. 15 yaşında bir oğlum daha var, yılların nasıl çabuk geçtiğine ve çocukların nasıl çabuk serpildiklerine bakınca sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlamışsınızdır.

Teşekkürler Başak, Teşekkürler Fatih, sizlerin emeği çok değerli sevgili Melih, Nur, Nalan, Can,Güneş, Aylin, Çiğdem. Biz sizi unutmayacağız, siz de Doruğumuzu unutmayın, çizginiz de, yolunuz da açık olsun.

Bekir Kural ( Doruk Kural’ın babasi)

Basak ve Atolye

Başak için anaokulu araştırıken gezdiğim okullarda her okuldan çıktığımda aklımda kalan tek şey çeşitli oyuncak mağazalarından alınarak konulmuş oyuncaklardı. Hepsi o kadar aşina olduğum şeylerdiki; hep kendime şu soruyu sordum gezerken “eee ne yapacak, sadece bu oyuncaklarla mı oynayacak?” … çünkü 3 yaşında bir kız çocuğun eğitim alanında o kadar oyuncak olursa, dikkatini başka bir şeye vermesinin neredeyse imkansız olacağına inanıyordum. Tam demekki doğrusu bu başka seçenek yok derken son durağım Atölye ile tanıştım. Beni ilk etkileyen farklı söylemleriyle Başak Kerimoğlu oldu Atölye’de. Daha sonra okulu gezdik beraber. Sınıflar ve sanat çalışmalarının yapıldığı atölye burada çocukların yaratmaktan ve öğrenmekten başka seçenekleri olmadığını gösterdi. Arka bahçeye çıktığımda ise çocuk olmak ve orda oynamak istedim.

Başak bana bağımlı bir çocuktu. Ben de ona… Başladığımızda asla beni bırakmayacağına inanmıştım. İlk 3 gün orada oturdum ve Başak kapının aralık kalmasını ve sürekli beni görmek istiyordu. Birbirimizden ayrılışımız sadec 1 hafta sürdü. Ondan sonra herşey çok hızılı gelişti. Başak Atölyedeki eğitimi süresince o kadar çok şeyi hızlı ve kesin bir şekilde çözdü ki hala aşılamayacak sorunlar gibi gördüğüm şeyleri bazen hatırlarım. Onlardan bazıları;

  • Anneye bağımlı
  • Takıntılı ( okulda kırmızı bardak olmadan su içmezdi, o bardak ona gelmezse bütün günü kötü geçerdi. Ama zamanı geldiğinde o bardak kırıldı….)
  • Kırılgan
  • Çok ağlayan ve 3 yaşında okumayı kendi kendine öğrenmiş bir çocuktu kızım.

Bu nedenle babası ve ben oldukça endişeliydik. Atölye sadece Başak’a değil bana da çok iyi geldi. Ben de endişelerim ve evhamlarımdan orda aldığım telkinler ve teselliler sonucunda kurtuldum.

Kızımın şu andaki okul başarısında Atölye’nin katkısını çok net olarak görebiliyorum.

Başak Hisar Eğitim Vakfı anasınıfına başladığında;

  • Birkaç konu da araştırma yapmış ve sunmuş
  • Atık olarak gördüğümüz şeyleri eline aldığında inanılmaz şeyler yaratan
  • İstanbul’daki tüm ormanlara defalarca gitmiş
  • Ağaç dikmiş
  • Bitki yetiştirmiş
  • Resim sergisi gezmekten zevk alan
  • Saatlerce resim yapabilen
  • Yaratıcılığıyla öğretmenlerini şaşırtan
  • Kendini ifade edebilen
  • Paylaşmayı seven bir çocuktu.

Bir gün okuldan geldi ve anne biz bu okulda hep Atölye’de yaptıklarımızı yapıyoruz. Ben zaten bunları biliyorum dedi. Şimdi 1. Sınıfta okulunu seven, herkesin de çok sevdiği bir çocuk. Şimdiden en çok istediği bir şeyi başardı; 23 nisan resim yarışmasında okul genelinde 1. oldu.
Teşekkürler Atölye, teşekkürler Başak,

Tamay ONBAŞIOĞLU