2007 --- || Ocak - Şubat || Mart - Nisan || Mayıs - Haziran || Temmuz - Ağustos || Eylül - Ekim || Kasım - Aralık || ---eskiler...
 

Yeniden Merhabalar,

Bülten çıkartmaya geçen sene Ocak ayında başlamıştık. Haziran ayına kadar çıkarttık, sonra yaz tatili geldi. Yaz geçti sonbahar geldi... Sonbaharla beraber yeni dönemimiz başladı, yeni öğrencilerimiz geldi, eski öğrencilerimiz tatilden döndü.

Eylülle Ocak arasında geçen sürede de yaptıklarımız birikti ve bizim bültenlerimiz tekrar başlayacak kıvama geldi.....

Uzun zamandır görüşemediğimiz, ama bülten yoluyla bizden haber almaya alışmış velilerimiz son zamanlarda sitem ediyordu artık bültenler de bize gelmiyor diye.. Bu yakınlığı sürdürdüğünüz için hepinize çok teşekkür ederiz. :-)

Bültenin bu sayısında konumuz "Çocuk ve Oyun", konuğumuz Psikiyatrist Dr. Sevil Kural. Çocukların neden oyun oynadıkları üzerine konuştuk ama bu keyifli sohbetten sonra konumuzun belki de "Hepimiz ve Oyun" olması gerektiğini düşünüyorum.

Okulda bir gün çocuklarla oyunları hakkında konuşuyorduk, sevdikleri oyunların resimlerini çiziyorlardı. Neden oyun oynuyorsun sorusuna çocuklardan biri "Canım istediği için" demişti. Sevil Hanımla olan sohbetimizin ardından ben de canım istedikçe oyun oynamaya karar verdim..

Bültende herzamanki gibi Güneş ve Melih'in atölyelerinde neler oluyor göreceksiniz. Ağaç projesinin sonunda ortaya çıkan ağaç heykelleri ve şu anda devam etmekte olan kitap projeleri gene okulun içinde çok başka bir heyecan ve üretim süreci yaşattı.

Kitap almak için Şiirsel'in önerilerini bekleyen anneler için de harika bir kitap önerimiz var.

Herkese mutlu, sağlıklı, tüm çocukların bol bol oyun oynadığı güzel bir yıl diliyorum...

Sevgiler,

Başak....

17 Şubat 2007 Cumartesi günü Psikiyatrist Sevil Kural bizlerle olacak ve çocuklarımızla ilgili danışmak istediklerimizi cevaplandıracak.

 

Geçen sene Eylül'de duyurduğumuz kitap kampanyasında pek çok kitap topladık. Van Öğretmenler Derneğinin organize ettiği bu kampanya ile köy okullarında kurulacak kütüphanelere destek olduk. Tüm katılanlara teşekkür ederiz...

Çocuklarla Atatürk Arboretumu, sinema, market, Koç Müzesi, postane gezilerine gittik. Gezdikçe öğreniyoruz ve gezmeyi çok seviyoruz.!..

Artık geleneksel hale gelen "Anneler Workshop"unda çocuklarına okula gelerek yılbaşı hediyeleri hazırlayan annelerimiz gene çok yoruldu ve gene çok güzel şeyler üretti..

Çocuk ve Oyun

A: Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
Sevil Kural: Istanbul Üniversitesi Cerrahpasa Tıp Fakültesinden 1994'te mezun oldum. Mecburi hizmetin arkasından Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine girdim. Psikiyatri uzmanlığımı alarak 1996'dan 2006'ya kadar bu hastanede çalıştım. Bu süreç içerisinde İstanbul Psikodrama Ensitüsünden 4 yıllık bir psikodrama eğitimi ve Davranışçı Terapiler Derneği'nden de davranışçı terapi eğitimi aldım. 2000 yılından bu yana bireysel psikanaliz ve psikoterapatik ve psikanalatik terapi eğitimi almakta ve uygulamaktayım. Evliyim ve 1 çocuk annesiyim

A: Çocuk ve Oyun konusunda konuşacağız. Önce sizin çocukluğunuzdan başlayalım. Siz nasıl oyunlar oynardınız. Sizin oyunlarınızla kendi oğlunuzun oyunları birbirinden farklı mı?
Sevil Kural: Yaşam biçimlerinden kaynaklanan nedenlerle oyunlarımız da tabi ki farklılık gösteriyor. Bizim çocukluğumuzda bu kadar bol oyuncak, bu kadar çok eğlence merkezi yoktu. Bizler daha "uyduruk" oyunlar oynardık. Uyduruk diyince biraz daha aslında yaratıcılık gerektiren oyunlar oynardık diyelim. Mandallar yanyana dizilerek piyano olurdu, evdeki boş ilaç şişeleri bizim doktorculuk oyunumuzun elemanları olurdu. Oyun bizim için daha fazla "paylaşılan" bir şeydi. Mahalledeki çocuklarla sokakta oynayabilirdik, ya da birimizden birinin evinde olabilirdik. Oyun kurarken daha çok paylasıyorduk. Oyunun içinde birbirimize sadık kalmayı, birbirimizi savunmayı öğreniyorduk. Aslında anne babalara karşı çocukların birbirini tuttuğu bir taraf olabiliyorduk. Şimdi İstanbul gibi bir şehirde büyürken çocuklar cok daha yalnız büyüyorlar. Mesafeler çok daha büyük. Çocuğumuzun arkadaşı ile oynayabilmesi için uzak mesafeler katetmemiz, çocuğumuzu bir yerden bir yere götürebilmemiz gerekiyor. Hakim olamadığımız kadar büyük bir çevre içerisinde yaşıyoruz. Seçtiğimiz yaşam tarzıyla çocuklarımızın daha bireysel büyümelerini biz belirlemiş oluyoruz. Çocuklar artık evlerinde ya kendi kendilerine ya da kardeşleriyle oynuyorlar.

A: Peki bu bizim çocuklarımız büyüdüğünde bizlerden ne gibi farklılıkları olacak demek?
Sevil Kural: Bunu 5-10 yıldır aslında gözleyebiliyoruz diye düşünüyorum. Çocuklar daha bireysel, paylaşmakta daha fazla zorlanıyorlar, sosyal ortamlarda bulunmaktan çok hoşlanmıyorlar. Çok net bir biçimde hayatımıza bilgisayar girdi, böylelikle bireysellik pekişti. Bilgisayarla oynarken çocuklar "başkalarına ihtiyaç duymadan" oynuyorlar. Paylaşmak eskisi gibi önemli değil artık. Arkadaşın yerini bilgisayar aldı. Anne babalar çocuklarının biran önce bilgisayar öğrenmesi için acele ediyorlar ve sonrasında da başından nasıl kaldıracağız diye düşünmeye başlıyorlar. Bu alanda emek sarfetmeliyiz diye düşünüyorum. Anne babalara çok iş düşüyor, çünkü paylaşmayan, arkadaşı olmayan bir çocuk büyüdüğü zaman "yalnızlık" ve "sosyal izolasyon" yaşayabiliyor. Sadece arkadaşlarıyla değil anne babalarıyla da paylaşmayan bireyler olabiliyorlar.

A: Çocuklar neden oyun oynar?
Sevil Kural: Hayatın kendisi oyun. Oyun hayatı tanımanın, dış dünyayı anlamanın yegane aracı. Onun için çocuk doğduğundan itibaren oyun oynar ve yetişkinken de oynamaya devam eder.

Çocuk doğduğunda anne karnındakinden çok daha farklı bir ortamla karşılaşıyor. Dışarıda yeni doğmuş bir bebek için tedirginlik yaratan bir dış dünya var. Öncelikle bu dış dünyayı tanımak ve anlamak için oyuna ihtiyaç duyuyor. Henüz elini ayağını çok iyi kullanamayan bebeğin dış dünyayı tanımak için en önemli organı ağzı. Herşeyi ağzına götürerek tanımaya çalışıyor. Cisimlerin özelliklerini bu şekilde anlıyor, sert mi, tüylü mü, düz mü?...

8.-9. aylarda motor beceriler olgunlaştıkça eller ve ayaklar daha kolay kullanılabilir oluyor. Istediği cisimlere uzanmaya veya emekleyerek istediği yere gidebilmeye başlıyor. Dolayısıyla dünyasının çevresini genişletmeye başlıyor. Bu çevreyi tanıması için, anlaması için gene oyuna ihtiyaç duyuyor. Keşfetmek için çekmeceleri açıyor, sandalyelere tırmanıyor. Bunlar coğunlukla anne babalara çocuğun kendisine bir zarar vereceği endişesi yaşatabiliyor. Anne babaların çocuklarının dünyayı keşfetmesine yardımcı olması gerekiyor. Tabi ki çocuğun kendisine zarar verebileceği durumları kontrol etmesi, ancak bununla beraber de keşfetmesini engellememesi önemli. Çocuğun dünyayı tanıma biçiminin bu olduğu unutulmamalı. Keşif dönemi denilen bu süreç yaklaşık 3-4 yaşa kadar devam eder. 3 -3,5 yaşından itibaren gelişimiyle paralel olarak kendi kendine oyun kurma ve senaryo oluşturabilme yeteneği ortaya çıkar. Soyut düşünme gelişmeye başlar. Çocuklar yetişkinleri taklit ederek öğrenirler. Oynadıkları oyunlarda, oluşturduları senaryolarda yetişkinlerden gördükleri, öğrendikleri vardır. 4-5 yaşında çocuklarda cinsel kimlik oturmaya başlar. Hemcinsleriyle ilişki kurmaya ve oyununu ona gore oynamaya başlar. Erkek çocuklar arabalarla, toplarla, kılıçla oynarken kız çocuklar bebekleriyle, mutfak eşyalarıyla oynamayı tercih eder.

A: Eğer kız çocuklar arabalarla oynuyorsa veya erkek çocuklar annelerini taklit ediyorsa ailelerin endişelenmesi gerekir mi?
Sevil Kural: Bu oyun tek tipse evet, bu danışılması gereken veya önemsenmesi gereken bir durum olabilir. Erkek çocuk sadece oyunlarında anneye benzemeye çalışıyor, onun yaptıklarını taklit ediyorsa veya tersi, bu önemlidir. Burada bütün nedenleri sıralamam mümkün olmayacaktır, ama bir sebeple kızgınlıklar veya hayal kırıklıkları yaşıyorsa çocuk hemcinsiyle alakalı olarak, bu oyunlarına yansıyacaktır. Evdeki baba figürü devamlı kızgınlık, şiddet, kavga çağrıştırıyorsa çocuk için, çocuk annesinin güvenli alanına sığınmayı ve onun gibi davranmayi seçebilir. Böyle durumlarda çocuğun çevresinde "doğru özdeşleşebileceği" bir başkasının olabilmesi iyi olacaktır.

A: Nasıl oluyor da kız ve erkek çocukların oyunları daha çok küçük yaşlardan itibaren böylesi ayrışabiliyor?
Sevil Kural: Muhakkak içten, doğuştan gelen bir takım özelliklerimiz var. Gene de en önemli kısmı "özdeşleşmeye" "birine benzetmeye başladığı" dönem. Ailede bir anne ve bir baba vardır. Zamanla geri bildirimlere göre çocuk hem tarzını hem oyununu belirlemeye başlar. Oyunlar içinde "onay gören oyunlar" ve "onay görmeyen oyunlar" vardır. Çocuk zamanla onay görenleri oynayıp, görmeyenleri oynamayacaktır. Ebeveynler de isteyerek veya istemeyerek genelde cinsiyete göre onay verirler. Erkek çocuğa dışarı çıktığında araba alırken kız çocuğa bebek alacaktır. Anne babalar onay verdikleri ile pekiştirirler..

A: Gelişimlerine göre oynadıkları oyunlara geri dönersek, 4-5 yaştan sonraki dönemde neler oluyor?
Sevil Kural: Bu dönemde okul çocuğu oluyorlar. Bununla beraber çocuklarda içe kapanma ve hemcinsiyle vakit geçirme zamanı başlıyor. Cinsiyete özgü oyunlar pekişiyor. Erkekler spidermancilik oynarken kızlar bebeklerle evcilik oynuyor. Bu dönem 11-12 yaşlarına kadar böyle devam ediyor. Ergenlikle beraber yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde karşı cinsi merak etmeye ve karşı cinsi isteyerek oyuna dahil etmeye başlıyorlar.

Sonrasında da aslında tüm hayatımız boyunca oyun oynamaya devam ediyoruz veya etmeliyiz. Yetişkinler de oyun oynar. Oyun, yetişkinliğin bize getirdiği sansürleri ortadan kaldıran, tolerans, anlayış, kontrol, savunma gibi yetişkinliğe ait özelliklerin kalkabildiği bir süreç oluyor. Tüm bunlardan arınıp "bir çocuk gibi" "önem vermeden" oynamak insanlara rahatlık sağlar. Bunun için oyun oynamak yetişkinlerin de ihtiyaç duyduğu bir şeydir.

A: Çocuklar oyunlarında kendi hayatlarından pek çok şey taşıyorlar. Anne babalar bu oyunlardan çocuğun iç dünyasıyla ilgili birşeyler öğrenebilir mi?
Sevil Kural: Evet, çocukların oyunlarından pek çok ipucu edinebiliriz. Hayatlarına ait pek çok bilgiyi kurdukları oyunlarda, oluşturdukları senaryolarda "sahneye koyuyorlar". Anne babalar çocuklarının oyununu izlemeli, oyuna dahil olmalı. Freud psikanalitik kuramı bir arkadaşının çocuğunun oyununu izlerken oluşturmaya başlamıştır. Oyunlar çocukla ilgili çok fazla bilgiyi toplayabileceğimiz, çocukla ilgili pek çok özelliği görebileceğimiz, farkedebileceğimiz süreçlerdir. Çocuklara okula başladıktan sonra da oyun oynamaları için firsatlar verilmelidir.

A: Çok teşekkür ederiz...

 

Önce defter sonra bu defterden kitap yapıyoruz...
Bu projede yapılan işlemler, günlük hayatımızda sıradan gelebilecek şeyler, ancak hepsi birleşince sadece günlük hayatımızda değil, yaşamımızın bütününde de sıradan gelmeyecek bir sonuca ulaştıracak bizi...

 

Herbirimizin kitaplarımızın konusu olacak ayrı bir hikayesi var. Bazı yaş gruplarında ortak bir zemin üzerine oturtulan bu hikaye, bazı yaş gruplarında istedikleri gibi bir fon üzerine şekillenecek...

Hikayelerimizin ilk oluşumlarını anlatan ilk sayfaların resimlenmesine başlamış bulunuyoruz.. Biraz uzun sürecek bir proje bu, ama uzun uğraşa değecek kadar güzel.

Hikayelerimizin yazılmakta ve resmedilmekte olduğu defterin, yani kitap olmadan önceki halinin oluşumunu şöyle gerçekleştirdik: Her birimize birer büyük tabaka kraft kağıt verildi. Bunları hepimiz, sırayla önce ikiye, sonra dörde, sonra da sekize katladık. Sonra ortalarından ikişer delik açarak iki kat yaptığımız sicimle onları birbirlerinden ayrılmaması için bağladık. Bağlandıklarından emin olduktan sonra, katlı yani kapalı sayfalarını makaslarla ayırdık. Böylece sayfaları açılabilen bir defterimiz oluşmaya başladı. Ayrıca defterimizin ortasına, önceden bütün okul birlikte yaptığımız rulo resmimizden ikişer sayfa ekledik. Ve yine ayrıca ikişer sayfa da hikaye dışı serbest çalışabileceğimiz sayfalar ekledik.

Sonra da sıra defterimizin kapaklarına geldi. Bezlerimizi defterimizi örtecek şekilde keserek üzerine yapıştırdık. Şimdi ciltlenmiş bez kapaklı defterlerimizin bir yandan içine hikayelerimizi yazarken bir yandan da hikayelerimizi resimleyerek onu bir kitap yapmaya doğru hazırlıyoruz.

Kitaplarımız bittikten sonra yapacağımız kapak resimlerimizi ve kapak arkası düzenlemelerimiz için vaktimiz var ve kapakları sona saklamanın keyfinin yaşamak istiyoruz. Hikayenin baş kahramanı olarak karar verip, imzayı atacağımız en son yer orası çünkü...

Melih

Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık geçip gitti.

Atölyenin içindeki atölye çalıştı, çalıştı çooook işledi.
Çocuklar girdiler çıktılar, koştular, temizlediler sonunda yeniden
Atölyenin içindeki atölyede bir düzen kurdular.
Yeni başlayanlar da bu Atölye içindeki garip atölyeye daha bir ısındılar..


Başlarda sohbetler ettik, tanıştık, biraz atölyede neler istediğimizi yokladık.
Sonra bir baktık çalışmaya başlayıvermişiz. Önceleri çok büyük kağıtları atölyenin yerine serip üzerine oturarak dilediğimiz resimleri yaptık. Sonra ağaçlardan konuşmaya başladık. Bahçeden yapraklar, dallar topladık. Camdan bakmak yetmedi bahçeye inip koca koca ağaçlara baktık. Atölyeye geri dönüp ağaç taklidi yaptık. Melih Ustayı bir ağaç gibi süsledik. Bu da yetmedi Arberatuma gidip kendimize bir ağaç seçtik. Foğraflarını çektik. Atölyeye geri dönüp fotoğraflara baktık ve önce ağaçlarımızın resimlerini yaptık. Bahçeden topladığımız dalları, yaprakları, palamutları kille karıştırıp ağaçlarımızı atölyede yeniden yarattık. Çok güzel ağaç heykellerimiz oldu. Ve onları okula gelen herkese gösterdik.

Atölye Çocukevindeki her bir çocuk önlüklerini bitirdiklerinde durumla pek bir gurur duydular. Gerçi giymek için hepsinin hevesli olduklarını söyleyemem. Şimdi şimdi önlüklerini kullanır oldular. Sonra ben bile farketim ki kısa süreli, uzun süreli hep bir şeylerin sonunu getirmek aslında her zaman da çok eğlenceli değil. Ne yapabiliriz diye düşünmeye başladım. Bahçedeki kum havuzu bize ilham verdi. Işıklı masanın üzerine istediğimiz kadar kum koyarak ve masanın ışığını açarak hiç bitmeyecek, sonu gelmeyecek, istediğimiz zaman bırakabileceğimiz bir resim yapmaya başladık kumun üzerinde parmaklarımızla.


Ağaçlardan sonra Melih Usta'nın da yukarıdaki yazıda size bahsettiği kitap projesine başladık. Evet proje diyorum çünkü bu başlı başına upuzun bir çalışma. Her çocuk atölyeye tek başına geldi. Kapılar kapandı ve bir masa başında ciddi ciddi karşılıklı oturduk. Hikayelerini anlatmaya başladılar. 3-4 yaş sınıfındakilerin hikayelerinin bir başlangıcı vardı. Ben önce başladım anlatamaya, onlar devam etti. Durdular, takıldılar, hikayelerinde kayboldular. Ben onlara yardımcı olacak bir dolu soru sordum. Kimler vardı bu hikayede, neler yiyip içerlerdi, nerde yaşarlardı, kardeşleri, aileleri arkadaşları kimlerdi. Ben sordum onlar cevap bulup buluşturup hikayelerini kurguladılar. 4-5 yaş sınıfındakiler yaşları gereği biraz daha özgürdüler. Hikayelerinin konularını da kendileri seçtiler. Ama yine atölyede karşılıklı oturup çekişe, itişe, soru sorup, sorudan sıkılarak bir yazar gibi hummalı bir süreçten sonra hikayelerimizi tamamladık.

2-3 yaş sınıfında henüz herkes konuşmaya başlayamadığı ve daha yeteri kadar hikaye dinlemediği için şimdilik onlar sadece defterlerini yaptılar. Hikayeler eş zamanlı olarak kaydedildi. Sonra her sınıfın öğretmeni bu hikayeleri dinleyerek yazıya geçirdi. Şimdi yazarlar hikayelerinin bölüm bölüm resimlerini yapıyorlar Melihle hazıladıkları harika kitap+defterlere. Sadece bu hikayelerin resimlerini yapmayacaklar elbet. Daha sonra başka resimler ve yeni şeyler de bu kitap+defterlere eklenecek, birikecek ve bize bir sürecin hikayesini anlatacak. Biz de bu kitap + defterleri çevirip çevirip defalarca tekrar okuyacağız, hikayelerindeki ve resimlerindeki pırıltıya hayran kalarak.

Şimdi mi ne yapıyoruz? Tabii ki yeni yıla hazırlanıyoruz. Alçıdan yılbaşı süsleri yapıyoruz. Sanırım şimdilerde tüm çocukların niye eve bembeyaz geldiklerini bu açıklıyor?
Kalıplarından çıkardığımız alçıları simlerle, boyalarla ve pullarla süslüyoruz. Büyük bir kısmını okula astık bile.

Aaa yoksa daha görmediniz mi?

Güneş

 Prof. Dr. Efser Kerimoğlu
Çocuklarınızınla ilgili merak ettiklerinizi ihtiyaç duyduğunuzda danışabilmek ve doğru yönlendirilebilmek için
mail atabilirsiniz.

Özgeçmiş:
1968 yılı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. 1972'de aynı fakültede Erişkin Psikiyatrisi uzmanlığı, 1972-1974 arası Viyana Üniversitesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi misafir asistanlığı yaptı. 1983'te Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzman ünvanını aldıktan sonra 1987'de doçent, 1992'de profesör oldu. 1988'den beri Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı başkanlığı ve Ankara Üniversitesi Otistik Çocukları Tanı, Tedavi ve Araştırma Merkezi kurucusu ve müdürlüğü görevlerini yürütmektedir.
Bak Ne Yapacağım, Mavi Kanguru?
(Emma Chichester Clark)
Delfin Yayıncılık



Lilly bütün çocuklar gibi bir çocuktur. Mavi Kanguru ise Lilly'nin yanından hiç ayrılmayan dostu... Kitaptaki kareler, Lilly'nin birkaç özelliğini ön plana çıkarır. Görünüşte söz dinlemeyen, uyarılara kulak asmayan bir "haylaz"dır Lilly. Öte yandan gözü pek, hatta biraz başına buyruk olması içten içe hoşumuza gider. Sanki yapmak isteyip de yapamadıklarımızın temsilcisi gibidir bu küçük kız. Üstelik, tüm haylazlıkların sorumlusunun erkek çocuklar olduğuna dair genel kanıyı da başarıyla altüst eder. Lilly her ne yapacaksa, önce şöyle der: "Bak ne yapacağım Mavi Kanguru!" ve sonunda yapacağını yapar. Mavi Kanguru ise Lilly'nin akıl almaz maceralarını bazen seyreder, bazense görmeye dayanamayıp gözlerini kapatır. Ama hep sessizdir. Lilly ile konuşmaz, onu uyarmaz. Yine de hep yanındadır. Günün birinde Lilly haylazlıkta ileri gider. Bir tahterevalli macerasındaki düşüncesizliği Mavi Kanguru'nun canını yakar. Mavi Kanguru yine sessizdir; incinmiştir; düşünür, düşünür... Lilly'ye ikinci bir şans vermeli midir? Lilly'nin Mavi Kanguru'ya kavuşması için yaptıklarını gözden geçirmesi gerekir. Öykünün tek talihsiz yönü, burada annesinin devreye girerek "cici kız" olması için uyarıda bulunması ve birdenbire söylemlerin fazla didaktik hale gelmesi. Öykünün sonu, "Keşke, anne işe karışmasaydı da Lilly ile Mavi Kanguru arasında, daha kendi halinde gelişen bir final olsaydı" dedirtiyor. Buna rağmen, Lilly ile Mavi Kanguru çok sevimli iki karakter. Üstelik, serideki diğer kitabın adı "Sen Yaptın, Mavi Kanguru!" Galiba huylu huyundan vazgeçmiyor..

Muhallebili Kurabiye
    Hamuru
  • 1 paket yumuşak margarin
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 1 çay kaşığı yoğurt
  • 4 su bardağı un

  • (Hamur 2-3 saat dolapta dinlendirilecek)

Yapılışı: Muhallebiyi bütün malzemelerle pişirin ve ılıtın. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp merdaneyle açın. İçine bir yemek kaşığı muhallebi koyup yarım ay şeklinde kapatıp kenarlarını sıkıca bastırın. Fazlalıkları hamur rulosuyla kesin ve önceden ısıtılmış 170 derecelik fırında üzeri hafif pembeleşinceye kadar pişirin. Soğuduktan sonra üstünü pudra şekeri ile süsleyin vee afiyetle yiyin... 

    Muhallebi
  • 4 çay bardağı süt
  • 6 yemek kaşığı şeker
  • 1 vanilya
  • ¼ sana yağ
  • 3 kaşık pirinç unu
  • 1 yumurta sarısı

  
2007 --- || Ocak - Şubat || Mart - Nisan || Mayıs - Haziran || Temmuz - Ağustos || Eylül - Ekim || Kasım - Aralık || ---eskiler...
 
 
 
© 2003 - 2007 Atölye Çocukevi

Adres: Sümer Korusu Gülveren Sok. No: 21 Tarabya – İstanbul  
Tel:
212 - 299 93 25 / 212 - 299 93 26  
Fax:
212 299 92 44  

Email:
  info@atolyecocukevi.com