|
2007 --- || Ocak - Şubat
|| Mart - Nisan || Mayıs
- Haziran || Temmuz - Ağustos
|| Eylül - Ekim || Kasım - Aralık
|| ---eskiler...
|
 |
|
|
|
 |
|
Yeniden Merhabalar,
Bülten çıkartmaya geçen
sene Ocak ayında başlamıştık. Haziran
ayına kadar çıkarttık, sonra yaz tatili
geldi. Yaz geçti sonbahar geldi... Sonbaharla
beraber yeni dönemimiz başladı, yeni öğrencilerimiz
geldi, eski öğrencilerimiz tatilden döndü.
Eylülle Ocak arasında
geçen sürede de yaptıklarımız birikti
ve bizim bültenlerimiz tekrar
başlayacak kıvama geldi.....
|
|
Uzun zamandır görüşemediğimiz, ama bülten
yoluyla bizden haber almaya alışmış velilerimiz
son zamanlarda sitem ediyordu artık bültenler
de bize gelmiyor diye.. Bu yakınlığı sürdürdüğünüz
için hepinize çok teşekkür ederiz. :-)
Bültenin bu sayısında konumuz "Çocuk
ve Oyun", konuğumuz Psikiyatrist
Dr. Sevil Kural. Çocukların neden
oyun oynadıkları üzerine konuştuk ama bu keyifli
sohbetten sonra konumuzun belki de "Hepimiz
ve Oyun" olması gerektiğini
düşünüyorum.
Okulda bir gün çocuklarla oyunları hakkında
konuşuyorduk, sevdikleri oyunların resimlerini
çiziyorlardı. Neden oyun oynuyorsun sorusuna
çocuklardan biri "Canım istediği için"
demişti. Sevil Hanımla olan sohbetimizin ardından
ben de canım istedikçe oyun oynamaya karar
verdim..
Bültende herzamanki gibi Güneş
ve Melih'in atölyelerinde
neler oluyor göreceksiniz. Ağaç projesinin
sonunda ortaya çıkan ağaç heykelleri ve şu
anda devam etmekte olan kitap projeleri
gene okulun içinde çok başka bir heyecan ve
üretim süreci yaşattı.
Kitap almak için Şiirsel'in önerilerini
bekleyen anneler için de harika bir kitap
önerimiz var.
Herkese mutlu, sağlıklı, tüm çocukların
bol bol oyun oynadığı güzel bir yıl diliyorum...
Sevgiler,
Başak....
|
 |
 |
17 Şubat 2007 Cumartesi
günü Psikiyatrist Sevil Kural
bizlerle olacak ve çocuklarımızla ilgili
danışmak istediklerimizi cevaplandıracak.

|
Geçen sene Eylül'de
duyurduğumuz kitap kampanyasında pek çok
kitap topladık. Van Öğretmenler
Derneğinin organize ettiği bu
kampanya ile köy okullarında kurulacak
kütüphanelere destek olduk. Tüm katılanlara
teşekkür ederiz...
Çocuklarla Atatürk Arboretumu, sinema,
market, Koç Müzesi, postane gezilerine
gittik. Gezdikçe öğreniyoruz ve gezmeyi
çok seviyoruz.!..
Artık geleneksel hale gelen "Anneler
Workshop"unda çocuklarına
okula gelerek yılbaşı hediyeleri hazırlayan
annelerimiz gene çok yoruldu ve gene
çok güzel şeyler üretti.. |
|
 |
 |
Çocuk ve Oyun
A: Kısaca
sizi tanıyabilir miyiz?
Sevil Kural: Istanbul
Üniversitesi Cerrahpasa Tıp Fakültesinden
1994'te mezun oldum. Mecburi hizmetin
arkasından Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesine girdim. Psikiyatri uzmanlığımı
alarak 1996'dan 2006'ya kadar bu hastanede
çalıştım. Bu süreç içerisinde İstanbul
Psikodrama Ensitüsünden 4 yıllık bir
psikodrama eğitimi ve Davranışçı Terapiler
Derneği'nden de davranışçı terapi eğitimi
aldım. 2000 yılından bu yana bireysel
psikanaliz ve psikoterapatik ve psikanalatik
terapi eğitimi almakta ve uygulamaktayım.
Evliyim ve 1 çocuk annesiyim
|
|
 |
A: Çocuk ve
Oyun konusunda konuşacağız. Önce sizin çocukluğunuzdan
başlayalım. Siz nasıl oyunlar oynardınız.
Sizin oyunlarınızla kendi oğlunuzun oyunları
birbirinden farklı mı?
Sevil Kural: Yaşam biçimlerinden
kaynaklanan nedenlerle oyunlarımız da tabi
ki farklılık gösteriyor. Bizim çocukluğumuzda
bu kadar bol oyuncak, bu kadar çok eğlence
merkezi yoktu. Bizler daha "uyduruk"
oyunlar oynardık. Uyduruk diyince biraz daha
aslında yaratıcılık gerektiren oyunlar oynardık
diyelim. Mandallar yanyana dizilerek piyano
olurdu, evdeki boş ilaç şişeleri bizim doktorculuk
oyunumuzun elemanları olurdu. Oyun bizim için
daha fazla "paylaşılan" bir şeydi.
Mahalledeki çocuklarla sokakta oynayabilirdik,
ya da birimizden birinin evinde olabilirdik.
Oyun kurarken daha çok paylasıyorduk. Oyunun
içinde birbirimize sadık kalmayı, birbirimizi
savunmayı öğreniyorduk. Aslında anne babalara
karşı çocukların birbirini tuttuğu bir taraf
olabiliyorduk. Şimdi İstanbul gibi bir şehirde
büyürken çocuklar cok daha yalnız büyüyorlar.
Mesafeler çok daha büyük. Çocuğumuzun arkadaşı
ile oynayabilmesi için uzak mesafeler katetmemiz,
çocuğumuzu bir yerden bir yere götürebilmemiz
gerekiyor. Hakim olamadığımız kadar büyük
bir çevre içerisinde yaşıyoruz. Seçtiğimiz
yaşam tarzıyla çocuklarımızın daha bireysel
büyümelerini biz belirlemiş oluyoruz. Çocuklar
artık evlerinde ya kendi kendilerine ya da
kardeşleriyle oynuyorlar.
A: Peki bu bizim
çocuklarımız büyüdüğünde bizlerden ne gibi
farklılıkları olacak demek?
Sevil Kural: Bunu 5-10 yıldır
aslında gözleyebiliyoruz diye düşünüyorum.
Çocuklar daha bireysel, paylaşmakta daha fazla
zorlanıyorlar, sosyal ortamlarda bulunmaktan
çok hoşlanmıyorlar. Çok net bir biçimde hayatımıza
bilgisayar girdi, böylelikle bireysellik pekişti.
Bilgisayarla oynarken çocuklar "başkalarına
ihtiyaç duymadan" oynuyorlar. Paylaşmak
eskisi gibi önemli değil artık. Arkadaşın
yerini bilgisayar aldı. Anne babalar çocuklarının
biran önce bilgisayar öğrenmesi için acele
ediyorlar ve sonrasında da başından nasıl
kaldıracağız diye düşünmeye başlıyorlar. Bu
alanda emek sarfetmeliyiz diye düşünüyorum.
Anne babalara çok iş düşüyor, çünkü paylaşmayan,
arkadaşı olmayan bir çocuk büyüdüğü zaman
"yalnızlık" ve "sosyal izolasyon"
yaşayabiliyor. Sadece arkadaşlarıyla değil
anne babalarıyla da paylaşmayan bireyler olabiliyorlar.
A: Çocuklar
neden oyun oynar?
Sevil Kural: Hayatın kendisi
oyun. Oyun hayatı tanımanın, dış dünyayı anlamanın
yegane aracı. Onun için çocuk doğduğundan
itibaren oyun oynar ve yetişkinken de oynamaya
devam eder.
Çocuk doğduğunda anne
karnındakinden çok daha farklı bir ortamla
karşılaşıyor. Dışarıda yeni doğmuş bir bebek
için tedirginlik yaratan bir dış dünya var.
Öncelikle bu dış dünyayı tanımak ve anlamak
için oyuna ihtiyaç duyuyor. Henüz elini ayağını
çok iyi kullanamayan bebeğin dış dünyayı tanımak
için en önemli organı ağzı. Herşeyi ağzına
götürerek tanımaya çalışıyor. Cisimlerin özelliklerini
bu şekilde anlıyor, sert mi, tüylü mü, düz
mü?...
8.-9. aylarda motor
beceriler olgunlaştıkça eller ve ayaklar daha
kolay kullanılabilir oluyor. Istediği cisimlere
uzanmaya veya emekleyerek istediği yere gidebilmeye
başlıyor. Dolayısıyla dünyasının çevresini
genişletmeye başlıyor. Bu çevreyi tanıması
için, anlaması için gene oyuna ihtiyaç duyuyor.
Keşfetmek için çekmeceleri açıyor, sandalyelere
tırmanıyor. Bunlar coğunlukla anne babalara
çocuğun kendisine bir zarar vereceği endişesi
yaşatabiliyor. Anne babaların çocuklarının
dünyayı keşfetmesine yardımcı olması gerekiyor.
Tabi ki çocuğun kendisine zarar verebileceği
durumları kontrol etmesi, ancak bununla beraber
de keşfetmesini engellememesi önemli. Çocuğun
dünyayı tanıma biçiminin bu olduğu unutulmamalı.
Keşif dönemi denilen bu süreç yaklaşık 3-4
yaşa kadar devam eder. 3 -3,5 yaşından itibaren
gelişimiyle paralel olarak kendi kendine oyun
kurma ve senaryo oluşturabilme yeteneği ortaya
çıkar. Soyut düşünme gelişmeye başlar. Çocuklar
yetişkinleri taklit ederek öğrenirler. Oynadıkları
oyunlarda, oluşturduları senaryolarda yetişkinlerden
gördükleri, öğrendikleri vardır. 4-5 yaşında
çocuklarda cinsel kimlik oturmaya başlar.
Hemcinsleriyle ilişki kurmaya ve oyununu ona
gore oynamaya başlar. Erkek çocuklar arabalarla,
toplarla, kılıçla oynarken kız çocuklar bebekleriyle,
mutfak eşyalarıyla oynamayı tercih eder.
A: Eğer kız
çocuklar arabalarla oynuyorsa veya erkek çocuklar
annelerini taklit ediyorsa ailelerin endişelenmesi
gerekir mi?
Sevil Kural: Bu oyun tek
tipse evet, bu danışılması gereken veya önemsenmesi
gereken bir durum olabilir. Erkek çocuk sadece
oyunlarında anneye benzemeye çalışıyor, onun
yaptıklarını taklit ediyorsa veya tersi, bu
önemlidir. Burada bütün nedenleri sıralamam
mümkün olmayacaktır, ama bir sebeple kızgınlıklar
veya hayal kırıklıkları yaşıyorsa çocuk hemcinsiyle
alakalı olarak, bu oyunlarına yansıyacaktır.
Evdeki baba figürü devamlı kızgınlık, şiddet,
kavga çağrıştırıyorsa çocuk için, çocuk annesinin
güvenli alanına sığınmayı ve onun gibi davranmayi
seçebilir. Böyle durumlarda çocuğun çevresinde
"doğru özdeşleşebileceği" bir başkasının
olabilmesi iyi olacaktır.
A: Nasıl oluyor
da kız ve erkek çocukların oyunları daha çok
küçük yaşlardan itibaren böylesi ayrışabiliyor?
Sevil Kural: Muhakkak içten,
doğuştan gelen bir takım özelliklerimiz var.
Gene de en önemli kısmı "özdeşleşmeye"
"birine benzetmeye başladığı" dönem.
Ailede bir anne ve bir baba vardır. Zamanla
geri bildirimlere göre çocuk hem tarzını hem
oyununu belirlemeye başlar. Oyunlar içinde
"onay gören oyunlar" ve "onay
görmeyen oyunlar" vardır. Çocuk zamanla
onay görenleri oynayıp, görmeyenleri oynamayacaktır.
Ebeveynler de isteyerek veya istemeyerek genelde
cinsiyete göre onay verirler. Erkek çocuğa
dışarı çıktığında araba alırken kız çocuğa
bebek alacaktır. Anne babalar onay verdikleri
ile pekiştirirler..
A: Gelişimlerine
göre oynadıkları oyunlara geri dönersek, 4-5
yaştan sonraki dönemde neler oluyor?
Sevil Kural: Bu dönemde okul
çocuğu oluyorlar. Bununla beraber çocuklarda
içe kapanma ve hemcinsiyle vakit geçirme zamanı
başlıyor. Cinsiyete özgü oyunlar pekişiyor.
Erkekler spidermancilik oynarken kızlar bebeklerle
evcilik oynuyor. Bu dönem 11-12 yaşlarına
kadar böyle devam ediyor. Ergenlikle beraber
yeni bir dönem başlıyor. Bu dönemde karşı
cinsi merak etmeye ve karşı cinsi isteyerek
oyuna dahil etmeye başlıyorlar.
Sonrasında da aslında
tüm hayatımız boyunca oyun oynamaya devam
ediyoruz veya etmeliyiz. Yetişkinler de oyun
oynar. Oyun, yetişkinliğin bize getirdiği
sansürleri ortadan kaldıran, tolerans, anlayış,
kontrol, savunma gibi yetişkinliğe ait özelliklerin
kalkabildiği bir süreç oluyor. Tüm bunlardan
arınıp "bir çocuk gibi" "önem
vermeden" oynamak insanlara rahatlık
sağlar. Bunun için oyun oynamak yetişkinlerin
de ihtiyaç duyduğu bir şeydir.
A: Çocuklar
oyunlarında kendi hayatlarından pek çok şey
taşıyorlar. Anne babalar bu oyunlardan çocuğun
iç dünyasıyla ilgili birşeyler öğrenebilir
mi?
Sevil Kural: Evet, çocukların
oyunlarından pek çok ipucu edinebiliriz. Hayatlarına
ait pek çok bilgiyi kurdukları oyunlarda,
oluşturdukları senaryolarda "sahneye
koyuyorlar". Anne babalar çocuklarının
oyununu izlemeli, oyuna dahil olmalı. Freud
psikanalitik kuramı bir arkadaşının çocuğunun
oyununu izlerken oluşturmaya başlamıştır.
Oyunlar çocukla ilgili çok fazla bilgiyi toplayabileceğimiz,
çocukla ilgili pek çok özelliği görebileceğimiz,
farkedebileceğimiz süreçlerdir. Çocuklara
okula başladıktan sonra da oyun oynamaları
için firsatlar verilmelidir.
A: Çok teşekkür
ederiz...
|
 |
 |
Önce defter
sonra bu defterden kitap yapıyoruz...
Bu projede yapılan işlemler, günlük hayatımızda
sıradan gelebilecek şeyler, ancak hepsi birleşince
sadece günlük hayatımızda değil, yaşamımızın
bütününde de sıradan gelmeyecek bir sonuca ulaştıracak
bizi...
Herbirimizin kitaplarımızın konusu
olacak ayrı bir hikayesi var. Bazı yaş
gruplarında ortak bir zemin üzerine
oturtulan bu hikaye, bazı yaş gruplarında
istedikleri gibi bir fon üzerine şekillenecek...
Hikayelerimizin ilk oluşumlarını anlatan
ilk sayfaların resimlenmesine başlamış
bulunuyoruz.. Biraz uzun sürecek bir
proje bu, ama uzun uğraşa değecek kadar
güzel.
|
|
 |
Hikayelerimizin
yazılmakta ve resmedilmekte olduğu defterin,
yani kitap olmadan önceki halinin oluşumunu
şöyle gerçekleştirdik: Her birimize birer
büyük tabaka kraft kağıt verildi. Bunları
hepimiz, sırayla önce ikiye, sonra dörde,
sonra da sekize katladık. Sonra ortalarından
ikişer delik açarak iki kat yaptığımız sicimle
onları birbirlerinden ayrılmaması için bağladık.
Bağlandıklarından emin olduktan sonra, katlı
yani kapalı sayfalarını makaslarla ayırdık.
Böylece sayfaları açılabilen bir defterimiz
oluşmaya başladı. Ayrıca defterimizin ortasına,
önceden bütün okul birlikte yaptığımız rulo
resmimizden ikişer sayfa ekledik. Ve yine
ayrıca ikişer sayfa da hikaye dışı serbest
çalışabileceğimiz sayfalar ekledik.
Sonra da sıra
defterimizin kapaklarına geldi. Bezlerimizi
defterimizi örtecek şekilde keserek üzerine
yapıştırdık. Şimdi ciltlenmiş bez kapaklı
defterlerimizin bir yandan içine hikayelerimizi
yazarken bir yandan da hikayelerimizi resimleyerek
onu bir kitap yapmaya doğru hazırlıyoruz.
Kitaplarımız
bittikten sonra yapacağımız kapak resimlerimizi
ve kapak arkası düzenlemelerimiz için vaktimiz
var ve kapakları sona saklamanın keyfinin
yaşamak istiyoruz. Hikayenin baş kahramanı
olarak karar verip, imzayı atacağımız en son
yer orası çünkü...
Melih
|
 |
 |
|
Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık
geçip gitti.
Atölyenin içindeki atölye çalıştı,
çalıştı çooook işledi.
Çocuklar girdiler çıktılar, koştular,
temizlediler sonunda yeniden
Atölyenin içindeki atölyede bir düzen
kurdular.
Yeni başlayanlar da bu Atölye içindeki
garip atölyeye daha bir ısındılar..
|
Başlarda sohbetler ettik, tanıştık, biraz atölyede
neler istediğimizi yokladık.
Sonra bir baktık çalışmaya başlayıvermişiz.
Önceleri çok büyük kağıtları atölyenin yerine
serip üzerine oturarak dilediğimiz resimleri
yaptık. Sonra ağaçlardan konuşmaya başladık.
Bahçeden yapraklar, dallar topladık. Camdan
bakmak yetmedi bahçeye inip koca koca ağaçlara
baktık. Atölyeye geri dönüp ağaç taklidi yaptık.
Melih Ustayı bir ağaç gibi süsledik. Bu da yetmedi
Arberatuma gidip kendimize bir ağaç seçtik.
Foğraflarını çektik. Atölyeye geri dönüp fotoğraflara
baktık ve önce ağaçlarımızın resimlerini yaptık.
Bahçeden topladığımız dalları, yaprakları, palamutları
kille karıştırıp ağaçlarımızı atölyede yeniden
yarattık. Çok güzel ağaç heykellerimiz oldu.
Ve onları okula gelen herkese gösterdik.
 |
|
Atölye Çocukevindeki her bir çocuk
önlüklerini bitirdiklerinde durumla
pek bir gurur duydular. Gerçi giymek
için hepsinin hevesli olduklarını söyleyemem.
Şimdi şimdi önlüklerini kullanır oldular.
Sonra ben bile farketim ki kısa süreli,
uzun süreli hep bir şeylerin sonunu
getirmek aslında her zaman da çok eğlenceli
değil. Ne yapabiliriz diye düşünmeye
başladım. Bahçedeki kum havuzu bize
ilham verdi. Işıklı masanın üzerine
istediğimiz kadar kum koyarak ve masanın
ışığını açarak hiç bitmeyecek, sonu
gelmeyecek, istediğimiz zaman bırakabileceğimiz
bir resim yapmaya başladık kumun üzerinde
parmaklarımızla.
|
Ağaçlardan
sonra Melih Usta'nın da yukarıdaki yazıda size
bahsettiği kitap projesine başladık. Evet proje
diyorum çünkü bu başlı başına upuzun bir çalışma.
Her çocuk atölyeye tek başına geldi. Kapılar
kapandı ve bir masa başında ciddi ciddi karşılıklı
oturduk. Hikayelerini anlatmaya başladılar.
3-4 yaş sınıfındakilerin hikayelerinin bir başlangıcı
vardı. Ben önce başladım anlatamaya, onlar devam
etti. Durdular, takıldılar, hikayelerinde kayboldular.
Ben onlara yardımcı olacak bir dolu soru sordum.
Kimler vardı bu hikayede, neler yiyip içerlerdi,
nerde yaşarlardı, kardeşleri, aileleri arkadaşları
kimlerdi. Ben sordum onlar cevap bulup buluşturup
hikayelerini kurguladılar. 4-5 yaş sınıfındakiler
yaşları gereği biraz daha özgürdüler. Hikayelerinin
konularını da kendileri seçtiler. Ama yine atölyede
karşılıklı oturup çekişe, itişe, soru sorup,
sorudan sıkılarak bir yazar gibi hummalı bir
süreçten sonra hikayelerimizi tamamladık.
2-3
yaş sınıfında henüz herkes konuşmaya
başlayamadığı ve daha yeteri kadar hikaye
dinlemediği için şimdilik onlar sadece
defterlerini yaptılar. Hikayeler eş
zamanlı olarak kaydedildi. Sonra her
sınıfın öğretmeni bu hikayeleri dinleyerek
yazıya geçirdi. Şimdi yazarlar hikayelerinin
bölüm bölüm resimlerini yapıyorlar Melihle
hazıladıkları harika kitap+defterlere.
Sadece bu hikayelerin resimlerini yapmayacaklar
elbet. Daha sonra başka resimler ve
yeni şeyler de bu kitap+defterlere eklenecek,
birikecek ve bize bir sürecin hikayesini
anlatacak. Biz de bu kitap + defterleri
çevirip çevirip defalarca tekrar okuyacağız,
hikayelerindeki ve resimlerindeki pırıltıya
hayran kalarak.
Şimdi
mi ne yapıyoruz? Tabii ki yeni yıla
hazırlanıyoruz. Alçıdan yılbaşı süsleri
yapıyoruz. Sanırım şimdilerde tüm çocukların
niye eve bembeyaz geldiklerini bu açıklıyor?
Kalıplarından çıkardığımız alçıları
simlerle, boyalarla ve pullarla süslüyoruz.
Büyük bir kısmını okula astık bile.
Aaa
yoksa daha görmediniz mi? |
|
 |
Güneş
|
 |
 |
Prof. Dr. Efser Kerimoğlu
Çocuklarınızınla ilgili merak ettiklerinizi ihtiyaç duyduğunuzda danışabilmek ve doğru yönlendirilebilmek
için mail atabilirsiniz.
Özgeçmiş:
1968 yılı Ankara
Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. 1972'de
aynı fakültede Erişkin Psikiyatrisi uzmanlığı,
1972-1974 arası Viyana Üniversitesi'nde
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi misafir asistanlığı
yaptı. 1983'te Ankara Üniversitesi Tıp
Fakültesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi
uzman ünvanını aldıktan sonra 1987'de
doçent, 1992'de profesör oldu. 1988'den
beri Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı başkanlığı
ve Ankara Üniversitesi Otistik Çocukları
Tanı, Tedavi ve Araştırma Merkezi kurucusu
ve müdürlüğü görevlerini yürütmektedir.
|
|
 |
|
 |
 |
|
Bak Ne Yapacağım,
Mavi Kanguru?
(Emma Chichester Clark) Delfin Yayıncılık

|
Lilly bütün çocuklar gibi bir çocuktur.
Mavi Kanguru ise Lilly'nin yanından
hiç ayrılmayan dostu... Kitaptaki kareler,
Lilly'nin birkaç özelliğini ön plana
çıkarır. Görünüşte söz dinlemeyen, uyarılara
kulak asmayan bir "haylaz"dır
Lilly. Öte yandan gözü pek, hatta biraz
başına buyruk olması içten içe hoşumuza
gider. Sanki yapmak isteyip de yapamadıklarımızın
temsilcisi gibidir bu küçük kız. Üstelik,
tüm haylazlıkların sorumlusunun erkek
çocuklar olduğuna dair genel kanıyı
da başarıyla altüst eder. Lilly her
ne yapacaksa, önce şöyle der: "Bak
ne yapacağım Mavi Kanguru!" ve
sonunda yapacağını yapar. Mavi Kanguru
ise Lilly'nin akıl almaz maceralarını
bazen seyreder, bazense görmeye dayanamayıp
gözlerini kapatır. Ama hep sessizdir.
Lilly ile konuşmaz, onu uyarmaz. Yine
de hep yanındadır. Günün birinde Lilly
haylazlıkta ileri gider. Bir tahterevalli
macerasındaki düşüncesizliği Mavi Kanguru'nun
canını yakar. Mavi Kanguru yine sessizdir;
incinmiştir; düşünür, düşünür... Lilly'ye
ikinci bir şans vermeli midir? Lilly'nin
Mavi Kanguru'ya kavuşması için yaptıklarını
gözden geçirmesi gerekir. Öykünün tek
talihsiz yönü, burada annesinin devreye
girerek "cici kız" olması
için uyarıda bulunması ve birdenbire
söylemlerin fazla didaktik hale gelmesi.
Öykünün sonu, "Keşke, anne işe
karışmasaydı da Lilly ile Mavi Kanguru
arasında, daha kendi halinde gelişen
bir final olsaydı" dedirtiyor.
Buna rağmen, Lilly ile Mavi Kanguru
çok sevimli iki karakter. Üstelik, serideki
diğer kitabın adı "Sen Yaptın,
Mavi Kanguru!" Galiba huylu huyundan
vazgeçmiyor..
|
 |
|
Muhallebili
Kurabiye
Hamuru
- 1 paket yumuşak margarin
- 1 çay kaşığı karbonat
- 1 çay kaşığı yoğurt
- 4 su bardağı un
(Hamur 2-3 saat dolapta dinlendirilecek)
Yapılışı: Muhallebiyi
bütün malzemelerle pişirin ve ılıtın.
Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp
merdaneyle açın. İçine bir yemek kaşığı
muhallebi koyup yarım ay şeklinde kapatıp
kenarlarını sıkıca bastırın. Fazlalıkları
hamur rulosuyla kesin ve önceden ısıtılmış
170 derecelik fırında üzeri hafif pembeleşinceye
kadar pişirin. Soğuduktan sonra üstünü
pudra şekeri ile süsleyin vee afiyetle
yiyin...
|
Muhallebi
- 4 çay bardağı süt
- 6 yemek kaşığı şeker
- 1 vanilya
- ¼ sana yağ
- 3 kaşık pirinç unu
- 1 yumurta sarısı
|
 |
|
| 2007 --- || Ocak - Şubat
|| Mart - Nisan || Mayıs
- Haziran || Temmuz - Ağustos
|| Eylül - Ekim || Kasım - Aralık
|| ---eskiler...
|
|
|
|
|
|