2007 --- || Ocak - Şubat || Mart - Nisan || Mayıs - Haziran || Temmuz - Ağustos || Eylül - Ekim || Kasım - Aralık || ---eskiler...
 

Merhabalar,

Şubat ayının son günlerinde İtalya'ya gittim, Reggio Emilia'ya. Burası İtalya'nın kuzeyinde bir şehir ve okul öncesi eğitimi yaklaşımı ile tüm dünyada haklı bir üne sahip. Okul açmak isterken ve dünyada neler oluyor diye araştırırken karşıma çıkmıştı burası. Önce okuduğum kitaplardan çok etkilenmiştim, daha sonra da oraya gitme ve eğitim alma şansım olmuştu. Orada geçirdiğim süre sonunda ne yapmak isteyeceğimi çok güzel tanımlamıştım. Hatta Atölye ismini okul için orada bulmuştum.

Ve 4 yıl sonra, okulumu açmış olarak oraya geri dönmek bir harikaydı. Gene güzel fikirler, güzel paylaşımlar... Döndüğümde okuldakilerle paylaşacağım bir dolu şey vardı. En başta Atölye'nin çok harika bir okul olduğunu gördüm!.. ( Var mı övünmeye yerim )

İtalya'daki okularda tepegöz hergün kullanılan ve çok işe yarayan bir alet. Belki siz de çocuklarınızla küçükken fenerle ışık yakalama oyunu oynardınız? Biz odadaki ışıkları kapatırdık ve Can'la Ada'ya fenerin ışığını yakalamalarını söylerdik. Çok eğlenceliydi.. İtalya dönüşünün ertesi gün bir tepegöz aldım ve okuldaki tüm öğrtemenler elbirliği ile kendimize harika bir Işık Odası yaptık!!! Şimdi çocular okulda ışıkla oynuyorlar. "Hadi tepegöz'e gidelim" önerisini hergün bol bol duyuyoruz

Bu ay bültenin konuğu Aytek Gürkan, hepimizin bir zamanların en çok bildiğimiz basketçilerinden.. Konumuz da tabi ki Çocuk ve Spor. Çocukluk arkadaşım Çağla'nın güzel yemekleri, okulumuzun tatlı Memo'su ile Ada'nın çığlıkları eşliğinde yaptığımız bu röportajı keyifle okuyacağınızı düşünüyorum, çok güzel ve önemli tavsiyeler var..

Güneş'in ses kolajlarını özleyenler ve daha önce dinleme şansı olmamışlar için, çocuklarınızın sesini duymaya hazır olun! Atölye'deki çalışma saatlerinden biriktirdiği sesleri kırpıp kırpıp yıldız yaptı..

Benden bir güzel haber: Boğaziçi Üniversitesi'nde yarı zamanlı öğretim üyeliğine başladım. Okul öncesi öğretmenliği öğrencilerine haftada 1 gün dersim var artık.. Yeniden üniversite havası solumak çok güzel, aynı zamanda da çok yorucu! Deneyimleri paylaşmak öğrenmenin en güzel yollarından biri imiş...

Çok sevgiler,

Başak....

15 Mart Perşembe günü Melih'in sergi açılışı var. Hepiniz davetlisiniz. İşte bilgiler:
Serginin ismi :"Kharma" Melih Özuysal
15 Mart Perşembe Saat:18:00.

Adres: Nazım Hikmet Kültür Merkezi. Ali Suavi Sokak (Sanatçılar Sokağı) No:7 Bahariye/İstanbul Tel: 0216 414 22 39.

Okulumuzda kurduğumuz market ve tüm gün boyunca yaptığımız alışverişten size bir foto..

24 Mart Cumartesi günü okulumuzda Sibel Çetingöz'ün konuşmacı olarak katılacağı "İlköğretim Okuluna Karar Verme Aşamasında Velileri Bilgilendirme" konulu toplantıyı yapacağız..

Geçen ay Oyuncak Müzesine, tiyatroya, pastaneye ve bir fabrikaya gittik.Hepsi çok keyifliydi. Nurteks’e ve Canape Pastanesi'ne bir kez daha teşekkürler...


23 Mart Cuma günü Sakıp Sabancı Müzesi'ne Moğollar Sergisine gideceğiz..

Çocuk ve Spor

Atölye: Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Aytek Gürkan: 1957 Kütahya doğumluyum. Ortaokul ve liseyi TED Ankara Koleji'nde okudum. Üniversiteyi Gazi Üniversitesi'nde Ekonomi bölümünde bitirdim. Basketbola TED Ankara Koleji'nde ortaokuldayken başladım. Altyapıda Ziraat Fakültesi yıldız takımındaydım. Lise son sınıfta Genç Milli Takıma seçildim. Üniversite'de Kolej'de 1. Ligde oynadım. 7 sene Efes Pilsen, 3 sene Çukurova, 1 sene Fenerbahçe ve son 3 sene gene Ankara Kolej'inde oynadım. Toplam 82 defa mili oldum. Şu an da bir Amerikan şirketinde sigortacılık yapıyorum ve Basketbol Federasyonu As Başkanlığı görevini de sürdürüyorum.

A: Basketbola nasıl başladınız?
Aytek Gürkan: Aslında futbol oynamayı çok seviyordum, ama koleje girince orası tabii ki bir basket yuvası, . beni de orada zorla basket sahasına soktular. İlk antrenörüm Mahmut Uslu'dur ve bana basketi sevdiren de O'dur.

A: Ne yaptı da sevdirdi?
Aytek Gürkan: Ben aslında çok zayıf ve çelimsizdim. Fakat hep benim çok kabiliyetli olduğumu söyledi, bu işi çok yi yapacağımı söyledi. Benim çok inancım yoktu, ama o beni basketin içinde tuttu.

A: Herkese mi öyleydi?
Aytek Gürkan: Hayır seçiciydi. Kabiliyetimi farketti herhalde. Maçlarda beni zayıfım ve ezilirim diye oynatmazdı. Ortaokulda Türkiye şampiyonu olduk. Mahmut Abi beni takıma götürdü. Kolej takım antrenörü beni görünce şaşırdı ve çok çelimsiz görüp Kolej takımına almadı. Mahmut Abi Ziraat fakültesinin takımını kurdu ve 3 sene sonra Kolej parayla beni transfer etti. Asıl profesyonel hayatım Efes'le başladı. 3 tane şampiyonluk yaşadım. Milli takım'a da o zaman seçilidim. Efe, Erman, Necati, Melih ve ben ilk 5'tik.

A: Çocuklar spora ne zaman başlamalı?
Aytek Gürkan: Ferdi sporlara - kayak, jimnastik, atletizm, yüzme gibi - erken başlayabilirler. Fakat benim tavsiyem çocukların 10-12 yaşlarından sonra takım sporlarına yöneltilmesi. Çünkü ferdi spor bir yalnızlık ve egoizm doğuruyor. İleride profesyonel olduğu zaman ciddi sıkıntılar çekebiliyorlar. Başarı da başarısızlık da kendilerinin. Başarısız olursa bunalıma girebiliyorlar. Takım sporlarında hep paylaşım var. Özellikle ergenlik çağını sporla geçirmesi velilerin önceliği olmalı. Çok iyi sporcular olmaları gerekmez, ama enerjilerini bir yere vermeleri lazım. Takım sporu yapanlar ileriki hayatlarında paylaşım adına çok başarılı oluyorlar.


Benim hayatımda basketçi olmak bir öncelik değildi. Profesyonel olmak gibi bir fikrim yoktu aslında, ama işler öyle gelişti. Ben üniversite sınavına hazırlanırken milli takıma seçildim. Aslında hep sınavda mühendislik yazacaktım ve ODTÜ'yü, Teknik Üniversitesiyi falan istiyordum. Ama yazın kampta olunca sınava da gerektiği gibi hazırlanamadım. Gazi Üniversitesini kazanmam ve bu okulun devam zorunluluğu olmaması, benim Efes’te oynayabilmemi sağladı. İstanbul'da oynarken Ankara'da üniversiteyi bitirdim. Antremandan çıkar otobüse atlar sınava girer geri dönerdim.. Hayat bu şekilde gelişti ve basketçi oldum. Çocuklara kesinlikle %100 profesyonel sporcu olacaksın diye hedef göstermemek lazım. Bunun iki sıkıntısı var; birincisi bu çok kolay bir iş değil, ikincisi de eğer olamazlarsa çok hayal kırıklığı yaşarlar. Onlara başka birşey de yaptıramazsın. Eğer çocuğun kapasitesi varsa, sen istemesen bile o o yola giriyor. Çok zorlarsan kaçmaya başlarlar. Bizim milli sporcuların çocuklarında bu sıkıntı hep olur. Babam gibi sporcu olmalıyım derdine girerler. Ben bunu çok yanlış buluyorum ve hiç yapmam. Çocuklara muhakkak hedef gösterin. Bir defa muhakkak spor yapsınlar. Ve takım sporu yapsınlar. İletişimini, sosyalliğini, paylaşımını çok geliştirir.

A: Mehmet'le ilgili hayaliniz var mı?
Aytek Gürkan: Onun bu enerjisiyle sporcudan başka bişey olmaz. Çok zorlamıyorum, ama basketçi olmasını isterim. Profesyonel olması ile ilgili bir hedefim yok, gidecekse gider zaten. Ama bir sanat yönünün olmasını da çok istiyorum.

A: Çok teşekkür ederiz...

Resimde öncelikle rengi düşünürüm. Renkle düşünmeyi ve onunla anlatmayı severim. Kendimce bir sonuca; belli bir anlatıma ulaştığımda, eğer resim bir tanıma/öyküye dönüşmeye başlamışsa buna karşı çıkmam ama, amacım hikaye anlatmak değildir. Dahası, benim için kompozisyon da konudan önceliklidir. Her resimde beni heyecanlandıran/heyecanlandıracak bir duygunun izini sürmek isterim. Tabii ki içerik ve diğer resimsel (leke,boşluk vs) değerler de çok önemlidir, çünkü resim sonuçta bunların toplamıdır. Ve resimlerimde, mutlaka içtenlik olmasını isterim.
Melih Özuysal - "KARMA" Resim Sergisi (15-31 Mart 2007 )
Nazım Hikmet Kültür Merkezi (Sanatçılar Sokağı)

No:7 Bahariye İstanbul - - Tel:0 216 414 22 39

Buraya kadar geçen süre içinde yaptıklarımızdan hatırladıklarıma kuşbakışı bir bakmak istiyorum, evet bakalım neler yapmışız birlikte.. Aklıma geliş sırasına göre, yazayım: Metallerle yaptığımız müzik aletini, atölye ve tuvalet arasındaki boşluğun uygun yer olduğunu düşünüp oraya yerleştirdik.. Tepegöz odasının dolaplarını yerleştirip duvarlara bağladık...Senem ve funda nın sınıflarının kapı altlarındaki boşlukları doldurup süs yaptık, senemin odasına askı... Bu arada, atölye için işlevselliği ne boyutlara yükselecek şimdiden kestiremediğimiz, ama yapım sırasında da beceri ve bilgi edindiğimiz bir masa/sehpa yaptık. Tepegöz odasının tavanına boncuklarımızı sergilemek için teller gerdik, tren yolu için büyükçe bir zemin hazırladık, buna ayak yaparak bir tür masa oluşturduk...

Yeni projemiz büyük saloru ikiye bölen perde projesi/tasarısı... Bunun için ön çalışma olarak bütün çocuklar eskiz çizecek... Sonra bu eskizlerden tepegöz aracılığıyla daha büyük ölçülerde çalışılacak ve sonunda da perdeye aktarılacak. Bunun için ilk çalışmayı başlattık. Bu eskiz çalışması sırasında yaplan çalışmaları toplarken Bulut, neredeyse belli belirsiz bir şeyler çizmişti. Ne yaptığını sorduğumda, "Avlanmamaları için görünmez fareler yaptım" dedi. "Hım" dedim. Sonra devam etti, "Avcılar gittikten sonra çıkacaklar ortaya. Belki yarın görünürler". Biraz daha baktı yaptıklarına sonra, neredeyse kendi kendine söyler gibi, "Keşke daha görünmez yapsaydım" dedi.. İşte bu güzel  tanım, bu harika başlangıç, sanırım projemizin ipucu…

Melih


Büyük Sınıf
Süre 6:27
5.90 MB

Ortancalar
Süre 8:03
7.37 MB

Küçük Sınıf
Süre 2:29
2.26 MB

Güneş

 Prof. Dr. Efser Kerimoğlu
Çocuklarınızınla ilgili merak ettiklerinizi ihtiyaç duyduğunuzda danışabilmek ve doğru yönlendirilebilmek için
mail atabilirsiniz.

Özgeçmiş:
1968 yılı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. 1972'de aynı fakültede Erişkin Psikiyatrisi uzmanlığı, 1972-1974 arası Viyana Üniversitesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi misafir asistanlığı yaptı. 1983'te Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzman ünvanını aldıktan sonra 1987'de doçent, 1992'de profesör oldu. 1988'den beri Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı başkanlığı ve Ankara Üniversitesi Otistik Çocukları Tanı, Tedavi ve Araştırma Merkezi kurucusu ve müdürlüğü görevlerini yürütmektedir.
Şiirsel'in Önerisi...

BİL BAKALIM SENİ NE KADAR SEVİYORUM?
(Sam McBratney/Anita Jeram)
TUDEM Yayınları


Üstelik kitap, günün birinde çocuğunuz "Ben seni Plutona'a kadar seviyorum" dediğinde, boş bulunup “Ben de seni Uranüs'e kadar seviyorum" deme gafletinde bulunursanız ve alacağınız yanıt "İyi de Pluton Uranüs'ten daha uzak değil mi? Yani sen beni daha mı az seviyorsun?" olursa, durumu toparlamanız için önemli bir ipucu veriyor.

Çok evrensel bir oyundur herhalde çocukla anne baba arasındaki, "bil bakalım, seni ne kadar seviyorum?" oyunu. "Ben seni bu kadar seviyorum" derken kollar olabildiğince iki yana açılır, "bu kadar"ın vurgusu değişir. Bir de "ben seni taaa bilmem nereye kadar seviyorum" oyunu vardır; bu oyunda da o sözü edilen yer ne kadar uzaksa, "taaaaa" nidası o kadar uzar. Belki de berabere kalmak istediğimiz tek oyundur bu: Bil bakalım, seni ne kadar seviyorum oyunu...
Sam McBratney'in öyküsünde, yatma zamanı gelen Küçük Tavşan, söyleyeceklerini iyice duyabilmesi için Büyük Tavşan'ın uzun kulaklarını sıkıca tutup sorar: "Bil bakalım, seni ne kadar seviyorum?". Ve oyun başlar...
Kollarını iki yana açarak, parmak uçları üzerinde yükselerek, amuda kalkarak, zıplayarak ulaşabildiği en uzak/yüksek yere ulaşmaya çalışır Küçük Tavşan, sevgisinin ne denli fazla olduğunu gösterebilmek için. Ama küçük gövdesiyle becerebildikleri sınırlıdır. Oysa Büyük Tavşan, kocaman gövdesiyle çok daha fazlasını yapabilir sevgisini göstermek için.
Bu kez gövdesini bir yana bırakır Küçük Tavşan ve "ben seni taaa..." oyununa başlar. Gökyüzündeki ay dededen uzak ne olabilir ki? Ama Büyük Tavşan'ın buna da vereceği bir yanıt vardır; tabii Küçük Tavşan hayalinde bile olsa en uzağa dokunduğunu düşünüp uyuduktan sonra...
Beatrix Potter'ın Peter Rabbit'ini bilir misiniz? O pastoral öykülerin ve onları bütünleyen resimlerin sıcaklığını, yalınlığını seviyorsanız Anita Jeram'ın resimlerine dönüp dönüp bakacaksınız. Peter Rabbit'le tanışma fırsatınız olmadıysa, bu ikiliyle tanışın.

Dilek'ten güzel bir tarif...

Saçaklı Patates Topları (5-6 Kişilik)

    Gerekli Malzeme
  • 6-7 adet orta boy patates
  • 250 gr tel şehriye
  • Tuz, karabiber
  • 2 adet yumurtanın akı
  • Kızartmak için bol sıvıyağ

Yapılışı: Patatesler kabukları ile birlikte haşlanır. Haşlanmış patateslerin kabukları soyulur ve ezilerek iyice püre haline getirilir. Patateslerin içine tuz ve karabiber ilave edilerek ceviz büyüklüğünde toplar hazırlanır.
Yumurta akları bir kapta çırpılarak hazırlanır.
Bir kabın içinde tel şehriyeler eliniz ile kırılır.
Hazırlanmış olan patates topları önce yumurtanın akına daha sonra tel şehriyeye bulanarak kızgın yağda kızartılır. Kızaran saçaklı patates topları kağıt havlu üzerine çıkartılarak yağının çekmesi sağlanır.
Sıcak olarak servis yapılır ve afiyetle yenir. 

      
2007 --- || Ocak - Şubat || Mart - Nisan || Mayıs - Haziran || Temmuz - Ağustos || Eylül - Ekim || Kasım - Aralık || ---eskiler...
 
 
 
© 2003 - 2007 Atölye Çocukevi

Adres: Sümer Korusu Gülveren Sok. No: 5 Tarabya – İstanbul  
Tel:
212 - 299 93 25 / 212 - 299 93 26  
Fax:
212 299 92 44  

Email:
  info@atolyecocukevi.com