| 2006 --- || Ocak || Şubat || Mart || Nisan || Mayıs || Haziran || Temmuz || Ağustos || Eylül || Ekim || Kasım || Aralık
|| ---2007 |
 |
|
|
|
 |
|
Merhabalar,
Hayatın bize verdiği en güzel şeylerden birinin hiç beklemediğimiz bir yerde
ve zamanda eski bir tanıdıkla karşılaşmak olduğunu düşünüyorum.
|
|
Bu küçük karşılaşmaların da bazısı cok güzel zamanlara tesadüf edebiliyor ve tam da ihtiyacınız olduğu
an da sizi bulabiliyor.
Bu bültende “Bir Konu Bir Konuk” kısmında “Çocuk ve Müzik” konusu
var. Konuğumuz dünyaca ünlü bir piyanistimiz Dr. Benal Tanrısever .
Benim için çocukken tanıştığım ve çok sevdiğim aile dostlarımız sayesinde bir dönem Ankara'da keyifli
beraberlikler yaşadığım birisi.. Yıllar sonra tekrar çok farklı bir biçimde karşılaşmak, aradan geçen
zamanda ne çok değişiklikler olduğunu görmek, eskileri konuşmak çok güzel geldi. Daha da güzeli hem
bülten için konu aradığım bir anda karşıma çıkması, hem Ada'nın müziğe ilgisi var, acaba ne yapayım
diye sorduğum bir zamana denk gelmesi ve yaptıklarını anlattıkça beni kendine bir daha hayran bırakmasıydı.
Ben konuştuklarımızdan çok şey öğrendim, umarım siz de keyif alırsınız..
Güneş bu ay bir değişiklik yapmak istedi ve Atölye'de neler yaptıklarını çocukların
ağzından dinlemenizi istedi. Seslerini kaydetti veee bu bültende çocuklar size günlerinin
nasıl geçtiğini kendileri anlatacak.. Ne harika bir fikir değil mi? Bütün bu yaratıcı fikirler bu yaratıcı
insanların başının altından çıkıyor. Ne kadar sanslıyız! Bir de tabii bunları mümkün kılan teknolojiye
ve bu teknolojiyi kullanmamızı mümkün kılan teknik insanlara hayran olmamak elde değil!
Önerdiğimiz kitaplar ve yemeklerle ilgili bir dolu güzel telefonlar, emailler geliyor.
Denediğinizi ve beğendiğinizi duyunca çok mutlu oluyoruz, yaptıkça ve okudukça bizi haberdar edin.
Bir de sizlerden gelecek konu, konuk, haber ve her türlü öneriyi keyifle paylaşacağımızı unutmayın?

Buğday Derneği'nin ajandasina göre 28 Şubat leyleklerin gelme zamanıymış
ve Mezapotamya'da çok eskiden beri bugün aslında yeni yılın başlangıcı olarak kutlanırmış.
Leylekleri henüz görmedim, ama penceremin önündeki ortancalar ve bahçedeki bilimum çalı yavaştan
yeşermeye başladığı için bende de yeni bir yıl başlıyor hissi var..
Güzel bir ay geçirmek dileğiyle,
Başak....
|
 |
 |
Çocuk ve Müzik (Dr. Benal Tanrısever)
Atölye- Önce biraz kendinizi tanıtır mısınız?
Benal - İstanbul Belediye Konservatuarı'nda 6 yaşında başladı piyano eğitimim.
Ortaokuldan sonra Amerika'ya gittim ve liseyi bitirdikten sonra burslu olarak New York'taki
Julliard Müzik Okulu'nda okudum. Masterımı da aynı üniversitede yaptim ve ardından Berlin'e
Hochschule der Künste'ye giderek virtüözlük diploması aldım. 1999 yılında Bilkent Üniversitesi'nde
doktoramı tamamladım. Dünyanın pek çok yerinde konserler verdim. Son 7 yıldır da İstanbul'da
kendi kurduğum okulumda çocuklarla beraber çalışıyorum.
|
|
 |
Atölye- Çocuklarla yaptığınız çalışmaları detaylı olarak öğrenmek isteyeceğiz ama ondan önce sizin kendi çocukluğunuzu merak ediyorum. Nasıl bir çocukluk yaşadınız, müziğe ilginiz nasıl farkedildi?
Benal - Bu ilginç bir hikaye aslında çünkü ailede hiç müzisyen yok. Fakat annemle babam evde hep müzik dinlerlerdi, özellikle opera dinlerdi ve yüksek sesle dinlerdi, ben de kaçacak yer aradım küçükken. Üç buçuk yaşındayken baleye başlamışım. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra balede bize eşlik eden Macar piyanist bir gün annemi çağırıyor ve bu kız bir müzik aleti çaliyor mu diye soruyor. Annem de hayır deyince o da eğer bir şey çalmaya başlatmazsanız kendinizi affetmeyin diyor. Bizimkiler de o zaman en olağan alet piyano olduğu için onunla başlıyorlar ve böylelikle benim baleyle beraber müzik yolculuğum da başlamış oluyor. Sonrasında 6 yaşında konservatuara girmem ve biraz önce bahsettiğim uzun eğitim dönemi.. 16 yaşıma kadar aslında hep bale ve piyano benim için beraber gitti. Hatta bale daha çekici geliyordu, kıyafetler, sahneye çıkmalar.. Ancak annemlerin yaptığı iyi şeylerden bir tanesi de piyano için hiçbir zaman beni zorlamamaları oldu. Hep derslerime önem verdim, düzenli gittim ama arkadaşlarım da dışarda oynarken ben evde oturup piyano çalışmadım. Yani hem oynadım hem çalıştım. Piyanonun hayatımda ön plana çıkmaya başlaması ve ben bunu iyi yapıyorum demeye başlamam 12-13 yaşlarıma denk geliyor. Sonrası için de her küçük piyanistin hayal ettiği gibi ben de Julliard’a gitmeyi istemiştim. Çok zor bir yarıştı ama zaten hayal etmekle başlıyor bazı şeyler.
Atölye- Çok zorlu, rekabeti bol, çok disiplin gereken bir hayat biçimi sanırım. Okulun kendi de öyle olmalı. Bununla nasıl başettiniz?
Benal - Beni sanırım kurtaran benim hayatta bir de hep sporla uğraşmıs olmam oldu. Çünkü hayatta hep bir denge olması gerektiğini düşünüyorum. Müzik ruhu, beyni çok yoğun olarak çalıştırırken aynı zamanda insanın bedenini de çalıstırabilmesi lazım ki o denge oluşsun. Ben Julliard’da öğrenciyken aynı zamanda gizli gizli karateye başladım ve kara kuşağa kadar yükselip yarışmalara girmeye başladım. Bizim mesleğimizde çok çok iyi bir müzisyen olmanız, çok iyi çalıyor olmanız çok da bir şey ifade etmez çünkü hep o an çok iyi olmanız gerekir. Belki 50 tane çok harika konser verdiniz ama o gün kötü çaldınız, biter. Bir önceki konserinizde ne kadar iyi çaldığınıza hiç kimse bakmaz, hep o günkü konseriniz, performansınız nasıl ona bakılır. Ben şöyle düşünüyorum derinin üst tabakasının kalın olması lazım seni koruyabilmesi için ama derinin altının da yumuşak olması lazım işini iyi yapabilmek için. Hem güçlü olup hem duygusal olmak çok önemli bir kombinasyon. Müzisyenler çok duygusal, çok kırılgan olabiliyor ve yaşanan herhangi bir olumsuz olay onu çok kolay yıpratabiliyor. Spor, olaylara bakarken daha dirençli olmamı sağladı ve bence çok büyük bir kazanç oldu.
Atölye- Müzik eğitimine kaç yaşta başlanmalı, bu eğitimin amacı ne olmalı?
Benal - Sporda olduğu gibi müzikte de yaş iyice aşağıya geldi. Ne kadar erken başlanırsa çocuğun hayatında onun kalıcı olma ihtimali o kadar yükseliyor. Enstrüman eğitimi için kız çocuklarda 4 yaş, erkek çocuklarda 4,5 yaş uygun oluyor ama bu da aslında tabi kişiden kişiye değişkenlik gösteriyor. Bu yaşı keşfedebilmek için bir deneme, tanışma yapmak gerekiyor. Başlangıç ileride müzikle olacak olan ilişkisinde çok büyük bir etken. Başlamaya hazır mı, isteği var mı ve algılaması yerinde mi bunlara bakarak başlama yaşını anlayabiliyoruz. Enstrüman eğitiminden ayrı olarak müzik eğitimine baktığımızda bunun yaşı artık 6 aya kadar inebiliyor. Biz okulumuzda 1 yaştan itibaren çocuklarla çalışmaya başlıyoruz. Tüm dünyada özellikle Amerika’da çok yaygın olarak kullanılan Eurhythmics diye adlandırılan bir eğitim yaklaşımını uyguluyoruz. Eurhythmics kelime anlamı olarak doğru ritim demek. Ritim müziğin en temel öğelerinden biri. Ritim bilgisi anne karnında başlıyor. Annenin nefes alıp vermesi, kalp atışı, yürümesi, öksürmesi ile çocuğun ilk tanıdığı şey ritim. Bu eğitime 2 yaşına kadar anneyle katılıyor çocuklar. Burada amaç çocuğun müziği doğru dinlemeyi ve algılamayı öğrenmesi. Duyduğu müziği ne yapacağı önemli. Ona ne tür bir reaksiyon verecek veya onun için ne anlamı var. Amaç cocuklara müzik sevgisini aşılamak, müziği hayatlarının bir parçası yapmak ve içlerindeki müzisyeni uyandırmak. Bu metodda hareket ve müzik birleştirilir. Bu aslında çocukların farkında olması için ve o kanalda uyandırmak için bir pedagojik yaklaşım.
Atölye- Ne kazanıyor çocuklar bu eğitimden?
Benal - Çocuklar başta sosyal entegrasyonu öğreniyorlar. Hep beraber hareket edebilmeyi öğreniyorlar ve bu hareket içerisinde kendi kimliklerinin önemini yaşayarak anlıyorlar. Çocuk hem kendi yaptığını görüyor hem başkasının yaptığını görüyor...
Zamane çocukları herşeyi becerebiliyor. Ata binmeye gidiyorlar beceriyorlar, resim kursuna gidiyorlar beceriyorlar, basket oynuyorlar beceriyorlar. Ancak birşeyi iyi yapmaya sabırları olmuyor. Müzikle çocukları böyle yakalayabiliyorsunuz. Zorlanma sınırına gelip de onu aşınca birşeyi başarma duygusu yaşattırıyor kişiye. Konsantrasyonları cok gelişiyor. Matematikle kardeş kafa yapısı gerektirir müzik. Her notanın bir önemi vardır. Bu da her detayı farkedebilmeyi ve herşeyi kuşbakışı görebilmeyi sağlıyor. Herşeyin çok önemli olduğunu anlıyorlar.
Atölye- Çocuklar haftada 1 gün sizinle okulda oluyorlar ancak müzik devamlı çalışma isteyen, çaba göstermek gerektiren bir uğraş. Nasıl teşvik ediyorsunuz çocukları?
Benal - Çocukların tıpkı antibiyotik alır gibi evde hergün aynı saatte 10 dakika çalışmalarını isteriz. Amacı bu alışkanlığın ev hayatına yerleşmesini sağlamaktır. Çocuk bunun emek isteyen bir uğraş olduğunu görmelidir.
Aile, öğretmen ve çocuk bir üçgendir. Biz mutlaka derslerin öncesinde anneyle çalışmak isteriz. Müzik aile tarafından da benimsenmelidir. Ailenin bizim ne yaptığımızı, nasıl yaptığımızı bilmesi gerekir. Öncelikle ortak bir lisans kullanabilmek önemlidir. Bizim hangi kelimeleri kullandığımızı bilmesi lazım ailenin. Neyin iyi neyin başarılı olduğunu bilmesi ve bizimle aynı durumlarda çocuğu yüreklendirebilmesi gerekir. Birşeyi kötü çaldığı zaman cok iyi çaldın derse bizim çocuğu daha iyi çalabilmesi için teşvik etmemizin bir önemi kalmaz. Aynı şekilde çocuğunun gelişimini takip edebilmesi için de ailenin bizim yaptıklarımızdan haberdar olabilmesi lazımdır. Her çocuğun bir kapasitesi vardır ve eğitimde her çocuğu strese sokmadan biraz daha ileri götürmeyi amaçlarız. Aile öğretmen ve çocuk üçgeninde herkes birbiriyle çalışır. Ev desteğine hep ihtiyaç vardır.
Atölye- Programınıza baktığımda Royal Academy of Music’le ortak bir sertifika programı yürüttüğünüzü gürüyorum. Bir de yaz kampı var. Bunlardan da bahsedebilir miyiz biraz?
Benal - Royal Academy kendimizi denetleyebilmek amacıyla başladı. Dünya standartlarında bir eğitim vermek hedefleniyor. Enstrüman çalmaya başladıktan sonra bunu ileri seviyeye taşımak isteyen öğrencilerimiz için bir sertifika programı bu. Senede 2 defa yurtdışından jüri geliyor ve çocukları değerlendiriyor. Yaz kamplarımız da okulların kapanmasından hemen sonraki haftada Seferihisar’da yapılıyor. İlkokul 2 ve üzeri yaştaki çocuklara yönelik 8 günlük bir kamp. Bu kamp sene içerisinde yapılmaya fırsat olmayan müzik tarihi, koro, tiyatro, müzik olimpiyatlari gibi farklı zaman dilimlerine ayrılıyor. Müziğin sadece bir ders olmadığını, hayatın bir parçası olduğunu göstermeyi amaçlıyoruz. Müzikle uğraşmak demenin sadece bir enstrumanı alıp çalmak demek olmadığını anlatmak istiyoruz. Müzikle uğraşmak bir yaşam tarzıdır, müzisyen olmanın belli mesuliyetleri vardır. Tüm bunları anlatabilmek için sosyal içerikli projelere de çok önem veriyoruz. Yaşlılar Yurdu, Eğitim Gönüllüleri gibi pek çok yerle irtibata geçerek konserler veriyoruz.
**Başak’tan küçük not: BT Müzik Evi’nin telefon ve adres bilgileri
aşağıdadır.
4. Gazeteciler Sitesi A4 Blok 5 Levent – İstanbul Telefon: 0212 270 83 14 ve 0212 270 41
11
|
 |
 |
20 - 24 Mart haftası Öğretmen - Veli görüşmeleri yapılacaktır.
Öğretmenlerle zaman ayarlaması yapabilmek için lütfen telefonlaşarak randevulaşın.
Aynı hafta boyunca okulda ahşap kutular sergisini de gezebileceksiniz.
Dalin Çocuk Tiyatrosu tarafından Şişli Terakki
Okulları Kültür Merkezinde Mart ve Nisan ayları boyunca oynanan “Benim Tatlı Meleğim”
isimli oyunu ücretsiz olarak seyredebilirsiniz. Cumartesi ve Pazar günleri saat 12:00-14:00
arasında oynanan oyun için rezervasyon telefonları:
0212 351 00 60 / 303 veya 328
Gezilerimiz
havaların ısınmasıyla eski hızına kavuşuyor...
Deniz Müzesini ziyaret ettik.

|
.
Ayrıca,
geçtiğimiz ay İstinye'deki itfaiyeye de gittik.

Okulu
bir günlüğüne alışveriş merkezi haline getirdik ve her sınıf diğer sınıflardaki arkadaşlarına
birşeyler sattı.

|
|
 |
 |
Bu aralar Atölye'de kolaj, montaj, mozaik gibi “parçaları birleştirme”
işlerine başladık.
 |
Merhaba, bu ay farklı bir yöntemle sizinleyim.
Sürekli atölyede
çocuklarla birlikte ne yaptığımızı kendi başıma anlatmaktan sıkıldım. Bu defa sözü
gerçekten onlara vermek istedim. İki ayrı gün atölyede ses kayıt cihazıyla birlikte
çalıştım.
Bu ay bu ses kaydını sizinle paylaşmak istiyorum. |
Bu sesler atölyede çalıştığımız zamanlardan bir kaçının canlı kayıtı. Böylece siz de bu sesleri dinlerken birden kendinizi atölyede bulursunuz diye hayal ettim. Tamam ses kayıtları pek de matah değil. Hatta cızırtılar, boğuk seslerle dolu ama yine de atölyede geçen bir zaman dilimine tanıklık ediyor. Bir de tüm çocuklarla karşılaşmanız ne yazık ki mümkün değil bu kayıtlarda. Bazısı o gün atölyede değildi, bazısıda mikrofondan hiç hoşlanmayıp değil bir şeyler söylemek çıt bile çıkarmadılar.
Bakalım bu ay bize kulak kabartmak hoşunuza gidecek mi?

Toplam Süre: 9:02 dk. - Dosya Büyüklüğü: 8.27 MB Internet hızınız yeteri kadar iyi değilse, dosyayı bilgisayarınıza indirip dinlemenizi öneririz.
|
|
Güneş
|
 |
 |
Kardan Sonra
Karlı kış günlerinde hep pencereden izlediğimiz güzel kar
yağışları, kışı anlatan ve daha da güzelleştiren olaylardan en önemlisiydi. Ama bir gece
çıkan fırtınadan sonra, bahçemizdeki bir ağacın büyükçe bir dalının kırılmış olduğunu gördük
,sabahleyin okulumuza geldiğimizde.
Bu büyükçe dalın ortadan kaldırılması için bir plan yaptık ve güneşli bir gün beklemeye başladık.
|
| Bu arada ben hazırlık olarak önceden, yani çocuklar yokken, bu büyük dalı
ağacın ana gövdesinden testere ile ayırdım, fakat yerinden kıpırdatmadım.. Olduğu yerde kalması,
ağacın başına gelen şeyin çocuklar tarafından görülmesi için önemliydi. Güneşli ilk günde
planımızı uygulamak için hep birlikte dışarı çıktık. Halatımızı bu büyük dalın tam gövdeden kırıldığı
-ve kesildiği- yerden bağlayarak, hep birlikte bahçenin ortasına çekip getirdik. Sonra isteyenlerle,
yoruldukça yer değiştirerek, bu büyük daldaki küçük dalları kesip ayırmaya başladık testeremizle...
Kesilen bu küçük dalları da yine halatımızla bağlayıp , yine hep birlikte, "Hadi hoop !" diye,
güç çığlıkları atarak bahçenin bir köşesine istiflemeye başladık. Bu büyük iş için bir gün
yetmedi tabii. İkinci hafta da güneşli bir günle karşılaşınca çalışmamızı bitirmek için bahçeye
çıktık ve geride kalan daha küçük dalları da toplayarak bahçeyi eski haline getirdik. Herbirimiz,
birlikte ne kadar büyük işler yapabileceğimizi görürken, bir yandan da hiç konuşmadan, ağaçların
yaşamları hakkında çok önemli, yaşamsal bir bilgi de edinmiş olduk..
|
|
Melih
|
 |
 |
Prof. Dr. Efser Kerimoğlu
Çocuklarınızınla ilgili merak ettiklerinizi ihtiyaç duyduğunuzda danışabilmek ve doğru yönlendirilebilmek
için mail atabilirsiniz.
Özgeçmiş:
1968 yılı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. 1972’de aynı fakültede Erişkin Psikiyatrisi uzmanlığı, 1972-1974 arası Viyana Üniversitesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi misafir asistanlığı yaptı. 1983’te Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzman ünvanını aldıktan sonra 1987’de doçent, 1992’de profesör oldu. 1988’den beri Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı başkanlığı ve Ankara Üniversitesi Otistik Çocukları Tanı, Tedavi ve Araştırma Merkezi kurucusu ve müdürlüğü görevlerini yürütmektedir. |
|
 |
|
 |
 |
|

Cheese Cake
Alt Malzemeler
- 200 gr. Pötibör biskui
- 200 gr. Yağ
Pötibör biskuiler robotto iyice çekilir. Yağ eritilir
Biskui ve yağ birbirine iyice karıştırılıp kelepçeli kalıba konup üzeri bastırılır. 10 dak. önceden ısıtılmış
180’ C fırında pişirilir. Diğer tarafta üst malzeme hazırlanır.
Üst Malzemeler
- 5 yumurta
- 200 gr toz şeker
- 600 gr süzme yoğurt
- 1 kutu labne peynir
- 1 paket krema
- 1 limon kabuğu rende
- 1 çorba kaşığı limon suyu
- 2 paket vanilya
- 2 çorba kaşığı mısır nişastası
Ela ve Dilek
|
Yapılışı:
Yumurta ve şeker çırpılır. Sonra sıra ile diğer malzemeler ilave edilerek karıştırılır.
Diğer tarafta fırından çıkarılmış olan kalıptaki biskuilerin üzerine dökülüp 180’C fırında 45 dk. pişirilir.
Soğuduktan sonra kalıp açılıp çıkarılır üzerinin sosu için isteğe bağlı olarak meyva veya çikolata sos ile servis yapılır.
Meyva Sosu: Dondurulmuş çilek veya frambuaz çözüldükten sonra bir
miktar pudra şekeri ile robotta çekilir ve pastanın üzerine dökülerek servis yapılır.
Afiyet Olsun! |
 |
Şiirsel ve Okyanus

|
Yıldız Cini (
Deniz ÜÇBAŞARAN )
OM Yayınları
Portakal Kız ve arkadaşları Kaplumbağa, Kıvırcık Saçlı Kız, Kırmızı Kedi, Üzgün Kız...
Her biri umutla, Yıldız Cini’nin kendileri için bir yıldız kaydırmasını bekliyor. Yıldız
Cini de dans edip şarkı söyleyerek, umut eden herkes için mavi gecede bir yıldız kaydırıyor.
Gece gökyüzünden kayıp giden her yıldız, umut dolu bakışlara Yıldız Cini’nin verdiği sevgi
dolu bir yanıt. Kaplumbağa’nın dedesinin de söylediği gibi, kayan yıldızı görünce bir dilek
tutarsan hayallerin gerçekleşir. Mavi Kız ise arkadaşlarından uzakta, kendi hayal dünyasına
dalıp gitmiş. Hayal dünyasının dışına çıkmak, onun için, mutsuz olmak demek. Ama Beyaz
Kuş, Mavi Kız’a umutla gökyüzüne bakmasını, Yıldız Cini onun için bir yıldız kaydırdığında
hemen yıldızı yakalayıp, bir dilek tutmasını öğütlüyor.
Çocukların hayal dünyasına kattıkları bir yana, Yıldız Cini büyüklerin de düş gücünün
sınırlarını zorlayan, türlü çağrışımlara açık bir kitap (Mavi Kız’ın adının neden Mavi
Kız olduğu gibi). Deniz Üçbaşaran’ın öyküsündeki resimler, bu soyut kahramanların aynadaki
görüntüsüymüşçesine tamamlıyor onları. Ama bu resimlerin bir dezavantajı var: Öyküden bağımsız
olarak da o kadar etkileyiciler ki, yazıları okurken ister istemez gözünüz arada bir resimlere
takılı kalıyor.
Arslan Sayman’ın arka kapakta yer alan şiirinde Yıldız Cini (belki de yaşadığımız koşullarda kayan
bir yıldız görme şansımızın giderek azaldığını fark ettiğinden) şöyle sesleniyor:
Gökyüzü umut dolu Her yıldız dilek dolu Çocukların gözleri Mutluluk sevinç dolu
Çocuklar umutla
yıldızlara bakadursun; galiba Yıldız Cini, bizim, yıldızlar dışında, umutla bakabileceğimiz
gözler olduğunu biliyor.
|
|
 |
|
2006 --- || Ocak
|| Şubat
|| Mart ||
Nisan
|| Mayıs
|| Haziran || Temmuz || Ağustos
|| Eylül || Ekim || Kasım
|| Aralık || ---2007
|
|
|
|
|
|