2006 --- || Ocak || Şubat || Mart ||Nisan || Mayıs || Haziran || Temmuz || Ağustos || Eylül || Ekim || Kasım || Aralık || ---2007
 

Merhabalar,

Sn. Prof. Dr. Orhan Öztürk’ün Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) tarafından çıkarılan “Sorma Bilme Dürtüsü ve Girişim Duygusu Nasıl Yok Ediliyor” isimli kitabını okuduğumda bu kitabın anne baba olarak hepimizi çok ilgilendirecek, düşündürecek, şaşırtacak olduğunu düşündüm ve o yüzden bu ay sizinle Bir Konu Bir Konuk’ta bu kitabı paylaşmak istiyorum. Rahat okunabilmesi için kitabı gene soru cevap şeklinde özetlemeye çalıştım. Sn. Öztürk’e bu değerli kitabını paylaşmama izin verdigi için teşekkür ederim.

Kitap toplum olarak neden az soru sorduğumuzu irdeliyor, çocukluk dönemindeki çok soru sorma, çok merak etme tutkusunu anlamamıza yardımcı oluyor ve bu tutkunun kesilmesinin, zarar görmesinin etkileri üzerinde duruyor. Özellikle erkek çocuk annelerinin bu kitabı okumasını ve çocuklarının sünnet yaşına karar verirken Sn. Öztürk’ün kitabında değindiği gelişimsel dönemlerin farkında olmasını diliyorum. Kitaba http://www.tuba.gov.tr adresinden ulaşıp satın alabiliyorsunuz..

Şu sıralarda sinemalarda Reha Erdem’in Korkuyorum Anne filmi var. Bu film ve bu kitap birlikte çok daha etkileyici...

Önerilerimizden, seslerden, yazılardan, fotoğraflardan keyif alabilmeniz ve bizlerin aldığı keyfi paylaşabilmeniz umuduyla...

Sevgiler,

Başak....

Prof. Dr. Orhan Öztürk

“Sorma Bilme Dürtüsü ve Girişim Duygusu Nasıl Yok Ediliyor”

Atölye- Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Orhan Öztürk - İstanbul Tıp Fakültesi mezunuyum. Mezun olduktan sonra 7 yıl boyunca ABD ‘de Psikiyatri ve Psikanalitik Psikoterapi eğitimi aldım. Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri bölümü kuruculuğunu üstlendim ve aynı üniversitede 1994 yılına kadar öğretim görevlisi olarak calıştım. TÜBA şeref üyesiyim.

Atölye- Merakı nasıl tanımlarsınız?

Orhan Öztürk - Latince cura’dan kaynaklanan curiosity sözcüğü Webster sözlüğünde “İlginç seyleri bilmeye hevesli oluş; sorguculuk; araştırmaya ya da sormaya tutkunluk” olarak tanımlanıyor. Türkçe sözlükte merak; “Kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma” olarak tanımlanmaktadır. Bu iki sözlükteki tanımlamaların arasındaki ayrıma dikkat çekmek isterim. Ben daha iyisi önerilene kadar kitabımda tecessüs (curiosity) karşılığında “Sorma Bilme Dürtüsü” deyimini kullandım.

Atölye- Kitabınızda toplumsal olarak “az soru soran”, “az merak eden” bir toplum olduğumuzu söylemişsiniz. Bunu örneklendirerek açıklayabilir misiniz?

Orhan Öztürk - Osmanlılar Mısır’da 400 yıla yakın kalmışlar, ülkeyi yönetmişler. Mısır’daki piramitlerin nasıl bir tarihi, bunların içinde neler olduğunu sorgulayan tek bir çalışma görülmemiş Osmanlı döneminde. Batılılar Anadolu’daki ören yerlerini geçen yüzyıldan beri bir yandan araşırıp bir yandan soyarken, bu yerlerin tarihini, değerini Atatürk dönemine dek hiç sorgulamamışız. Işin en acı yani 15., 16., 17. ve 18. yüzyıllarda Avrupa’da neler olup bittiğini merak etmemişiz ve bu yüzden de düşünsel gelişmede insanoğlunun yaşadığı en önemli devrimleri yüzyıllar boyunca kaçırmışız.

Ülkenin en zeki ve çalışkan gençlerini toplayan en seçkin üniversitelerde bile coğunluğu soru sormayan, sınav korkusu dışında özerk öğrenme ilgisi taşımayan, derslerde ve kitaplarda verilen bilgileri kendi özerk eleştiri, tartışma süzgecinden geçirmeyen, ezberci, aktarmacı, bir öğrenci ve öğretici topluluğu gözlemliyorum. Bilimsel ortamlarda aktarmacılığın, kopyacılığın yaygın olduğu, özgün bilimsel araştırma azlığı gibi pek çok sonuçla karşılaşıyoruz.

Tüm bunların nedenlerini eğitimdeki bozuk düzene, laboratuvar olanaklarının azlığına, parasızlığa, yeterince rehberlik olmayışına bağlamakla bir yere varamayız. Sorma bilme dürtüsünün çocukluktaki serüvenine ve bu dürtünün toplumumuzda nasıl söndürüldüğüne yönelmeliyiz. Çocuklarımızın meraksız ve çekingen olmalarına neden olan çocuk yetiştirme geleneklerimizi ve eğitim yöntemlerimizi iyice gözden geçirmek ve bunları değiştirmeye çalışmak zorundayız.

Atölye- Sorma Bilme Dürtüsünün çocukluktaki serüvenini anlatır mısınız, ne zaman başlar, nasıl gelişir?

Orhan Öztürk - Sorma-bilme dürtüsü insanda doğuştan var olan, fakat çocukluk çağında geliştirilebilen ya da söndürülebilinen bir yetidir.

3-5 yaşlarındaki çocukların önemli gelişmelerine baktığımızda dil ve bilişsel yetilerin hızla gelişmesi, üzüntü, neşe, öfke gibi duygusal tepkilerin ayrışması, ben merkezcilikten toplum merkezci olmaya geçiş gibi önemli gelişmeler görürüz. Aynı dönemde bunlarla beraber benim üzerinde durmak istediğim iki önemli gelişme var. Birisi eşeysel kimlik duygusunun ayrışması ve cinsel kimliğin oluşmaya başlaması yani kız çocuğun kız, erkek çocuğun erkek olduğu duygusunun benliğe yerleşmesi. Ikincisi de sorma bilme dürtüsünün iyice yeşermesi ve uygun ortamda büyümesi.

Tüm bu gelişimlerle beraber çocuk çevrede algıladığı uyaranlar, insanlar, farklılıklar ile ilgilenir, bunları tanımaya, ayırt etmeye çalışır. Çevreyi tanımaya yönelik bu ilgi giderek artar, alanını genişletir ve 4-5 yaşlarında sorma-bilme dürtüsü çocuğun ruhsal yaşamında çok önemli bir itici güç olur. Artık çocuk eşeysel farklılıklardan çocuğun nereden geldiğine, oradan aya, güneşe, yıldızlara, oradan kurda, kuşa, böceğe dek bitmek bilmez soruları ile büyükleri şaşırtır, sabır ve ilgi göstermeyenleri ise yıldırır.

4-5 yaşlarındaki bastırılmamış, özgür davranan çocukları izleyenler bu sorma tutkusunun çocuğun dünyasında ne denli baskın olduğunu kolaylıkla gözlemleyebilir. Bir yandan bilişsel yetilerin hızla gelişmesi bir yandan da sorma bilme dürtüsünün itici gücüyle 5-6 yaşlarındaki çocuk artık her şeyle ilgili, her şeye dalan, atılgan, girişken bir varlıktır.

Atölye- Kitabınızda çocukların bahsettiğiniz tüm bu cinsiyetini merak etme, kendini fark etme sürecinde olduğu dönemlerinde ülkemizdeki çocukların %60-70 oranında bir kısmına sünnet yapıldığı gerçeğinden bahsetmişsiniz. Sizce bu ikisinin aynı döneme rastgelmesinin sonuçları neler olabiliyor?

Orhan Öztürk - Ülkemizde erkek çocukların çoğunun sünnet yaşı hem psikanalitik psikoloji, hem gelişim psikolojisi açılarından cok anlamlı ve duyarlı bir gelişme dönemine rastlamaktadır. Çocuğun çok duyarlı bir döneminde yaşanan bu olay ve bununla beraber yine bu dönemde ve sonrası dönemlerde yaygın olarak uygulanan yetiştirme yöntemleri ve eğitim hepsi birlikte çocuktaki sorma bilme dürtüsünü ve girişim duygusunu baskılayabilmekte hatta söndürebilmektedir. Çocuğun soru sorma, öğrenme tutkusu, atılganlığı, kısacası dünyaya özgürce bakışı durdurulmaktadır.

Toplumumuz yalnızca sünnet etinin kesilmesi ile değil, sorma bilme tutkusunun, araştırıcılığının, kişiliğinin bir miktar kesilmesi, yani sünnet edilmesi ile karşılaşarak yetişmektedirler.

Kanımca sünnet için önerilebilecek en uygun yaş, ya doğumdan hemen sonraki günlerde, haftalarda sünnet edilmesi ve daha sonra geleneksel sünnet çağı döneminde kendisine açıklamalar yapılması ya da bilişsel açıdan daha gelişmiş olduğu ilkokul çağında çocuğun kandırılmadan, yeterli açıklamalarla hazırlayarak yapılmasıdır.

Atölye- Sizce eğitim sistemimizin çocukların gelişimsel süreçlerine etkisi nasıl?

Orhan Öztürk - Son 30-40 yılda özellikle kentlerde, daha kavramları tanıma ve oluşturma dönemi olan 5-6 yaşlardan başlayarak, çocuklar düşünmeye, özgür tartışmaya yer vermeyen testlerle eğitilip, bunlarla değerendirilmektedir. Böyle bir eğitim ortamında özgürce sorma, tartışma, öğrenme ve düşünme merakının nasıl geliştiğini anlamak zor değil. Bu ülkede çocuk biraz daha büyüyünce artık soru sormadan, düşünmeden öğrenen, anlamadan inanan bir kişi olmaktadır.

 

 

Kutular sergimiz anne babalar tarafından ilgiyle izlendi ve çok beğenildi. Hepimizi yaptıklarımızı paylaşabilmek çok mutlu etti.

Biz eğitimcilerin eğitimi ile ilgili olarak

yoğun bir ay geçireceğiz...

5 Nisan Çarşamba günü Şişli Terakki Anaokulunda olacağız ve okulumuzda uygulanan Reggio Emilia yaklaşımıyla ilgili bilgilerimizi eğitmenlerle paylaşacağız.

8 Nisan Cumartesi günü bu sene 8.si düzenlenen Okul Öncesı Bilgi Paylaşım Platformu’na davet edildik. “Atölye’deki Atölye’de Neler Oluyor?” isminde bir sunumumuz var, hepinizi bekleriz.

29 Nisan 2006 Cumartesi günü İzmir’de Işıkkent Eğitim Kampüsünde “Eğitimde Proje Yaklaşımı” isimli konferansa katılacağız.

23 Nisan’da okulumuzda çocuklar Elma Şekeri yapacaklar ve tüm gün boyunca o günün kendileri için çok önemli bir gün olduğunu hissedecekler. Sizlerin de bu heyecana ortak etmek isteyeceğiniz önerileriniz, katkılarınız olursa bekliyoruz..

Büyük grubumuz diğer sınıflara gösteri hazırlama işinden çok keyif aldı. En son bahçemizde kukla gösterisi düzenlediler ve bizler de keyifle izledik.

Havalar güzelleştikçe yerimizde duramıyoruz.. Emirgan Parkı’na gittik. geridönüşüm kumbaralarına şişeler, piller, karton kutular attık ve uzun bir yürüyüşün ardından okulumuza döndük.

Sosyal sorumlulukla ilgili iki projenin bilgisini paylaşmek istiyoruz:

Eğitime Destek

http://www.ntvmsnbc.com/modules/egitimedestek/

Yukarıda yazan linke tıkladığınızda; 1 bilgisayar, 1 okula bağışlanıyor. Hangi sponsor firmanın hangi okula bilgisayar bağışladığını anında görebiliyorsunuz.

GÖRME ENGELLİLERE KİTAP SESLENDİRMEK... Sitenin adresi: http://www.seslikitapgonulluleri.com/

İlle de çocuk kitabı olması gerekmiyor. Kendi okuyacağınız bir kitabı da hem okuyup,hem seslendirebilirsiniz.

Yapacağınız tek şey siteye girip, arama motorundan kontrol edip, eğer o güne kadar seslendirilmediyse seçtiğiniz kitabı gruba bildirip işe başlamak.



 

Merhaba,

Geçen sesli bültenin hepimizi mutlu ettiğini görünce bu sayıda da aynı yöntemi kullanmaya karar verdim. Ama biraz fark var bu defa, geçen sefer tüm çocukların atölyede geçirdikleri zamanın seslerini birbirine karıştırmıştım. Şimdiyse üç ayrı sesle karşı karşıyasınız. Çünkü Nalan’ın, Nur’un ve Funda’nın sınıflarının benimle çalıştıkları zaman dilimini birer parça olarak dinleyeceksiniz.

Nalan'ın Sınıfı:

Şimdi sizi atölyede geçen bir günle baş başa bırakmadan önce yine bir iki söz etmeden duramadım. Dinleyeceğiniz seste çocuklar atölyede alçı yapmakla meşguller. Hani geçenlerde saçları, başları, üstleri bembeyaz gelmişlerdi ya hıh tam o gün. Önce alçıyı suya elediler, sonra karıştırdılar en son da kalıplarına arap sabunu sürüp alçılarını bu kalıplara doldurdular. Alçı donunca, kalıplardan alçıları çıkarıp yaptıkları işin sonucunu gördüler. Başka bir gün bu alçıları renk renk boyadılar. Daha önce yaptımız bu çalışmayı tekrarlarken birlikte geçirdiğimiz zamanın ve önceden yapıp ettiklerimizin ne kadarını hatırladıklarını da tekrar görmüş oldum. Ve tabii ki mutlu oldum çünkü hepsi alçı kalıp almanını nasıl yapıldığını hatırlıyorlardı. Kulağınızı iyice kabartın, zevkli dinlemeler…


Toplam Süre: 10:52 dk. - Dosya Büyüklüğü: 9.95 MB
Internet hızınız yeteri kadar iyi değilse, dosyayı bilgisayarınıza indirip dinlemenizi öneririz.




Funda'nın Sınıfı:

Bu pek de uzun bir ses kayıdı değil. Çünkü o gün ben onlara yetişemeden bahçeye çıkmışlardı. Ben de elimde malzemeler onların peşinden bahçeye çıktım. Arka bahçede tahta zeminin üzerine kocaman bir kumaş serdim ve renkli toz boylar getirdim. Tabi oyundan vazgeçip resim yapmak hemen istemediler. Ama birinin gelip oturmasıyla hepsi birer birer resmin etrafına toplandılar.

Bahçeden topladıkları sopaları ve yaprakları resim yapmak için kullandılar. Boyaya daldırılan tahta sopalarla çok güzel şekiller yarattılar. Ama tabi ki oyun yine ağır bastı ve hemencecik işleri bitiverdi. Koşup oynamaya devam ettiler. Ama Teo ve Alp Tusavul hariç. Onlar kumaşın çevresinde dolaşa dolaşa uzun bir süre resim yapmaya devam ettiler. Ama pek konuşmadan ve ses çıkarmadan. Keyifli dinlemeler.


 


Toplam Süre: 2:48 dk. - Dosya Büyüklüğü: 2.56 MB
Internet hızınız yeteri kadar iyi değilse, dosyayı bilgisayarınıza indirip dinlemenizi öneririz.

Nur'un Sınıfı:

Bu ses kayıdını yaparken, ses kayıt cihazını masanın üzerine bıraktım. Bu yüzden sesler bazen karman çorman, bazen de pek uzaktan geliyorlar. Ama hep birlikte çalışırken mikrofonu ağzılarına dayamak ne benim ne de onların hoşuna gitmediğinden en iyi yöntemdi bu seferlik. Az sonra dinleyeceğiniz seslerde çocuklarla birlikte kocaman tahtadan bir ev yapışımıza kulak misafiri olacaksınız. Sürekli gelişen fikirlerini, iş yaparken birirleriyle olan ilişkilerini ve heyecanlarını duyacaksınız. Seben mikrafondan hiç hoşlanmadığı için ve mekanda mikrofonun varlığını farkeder farketmez sessiz sessiz çalıştığı için onu pek duyamayacaksınız ama varlığını hissedeceğinizi düşünüyorum. İyi dinlemeler.


Toplam Süre: 6:52 dk. - Dosya Büyüklüğü: 6.28 MB
Internet hızınız yeteri kadar iyi değilse, dosyayı bilgisayarınıza indirip dinlemenizi öneririz.

Güneş

Bu dönemdeki en iyi derslerden birkaçını yaşadım...

Çocukların her defasında şaşırtmaları kadar eğlenceli, öğretici bir şey var mıdır, bilmiyorum! Bu dersin sonuçlarından birisi çocuklar için hiç bir şeyin öğrenilmesi erken değildir oldu. Tıpkı Mozart’ın eserlerinin çocuklar için kolay, büyükler için çok zor olması gibi.

Suluboya da olgun ressamlar için ne kadar zor bir teknikse çocuklar için o kadar kolay oldu... Bu tabii ki onların doğasından gelen sabırsızlıkla, ne dediğimi anlamalarının birleşimiyle oluştu...

Suluboya dersimizin konusu tek bir objeydi. Sadece tek bir şey çizip durabilmeyi öğrenmeleri de bir parçasıydı dersin. Ve özellikle bu tek objenin ağaç olması, durmayı daha da zorlaştıracaktı. Avuç büyüklüğündeki bir ağaç oyuncağımızı konu mankeni yaptık. Burada sadece ağacı çizip durmak kadar, sadece iki renk (kahverengi ve yeşil) kullanmakta, yani diğer bütün harika renklerin cazibesine kapılmamak da çok önemliydi...

Bu iki önemli ayrıntıdan sonra, asıl zor olan kısmı suluboya tekniğini kullanmaktı. Bu arada bütün sınıflara aynı uygulamayı yapmak, yaş farklarının hiç de önemli olmadığını görmek ayrıca çok zevkli oldu. Toplam çocukların üçte birinden fazlası tekniği tam anlattığım gibi uyguladı. Suluboyanın diğer tekniklerden farkı, resmin şeffaf olmasıdır. Bunu sağlamak için hızlı çalışılması gerekir ki, bu zaten çocuğun doğal yapısında vardır ("onların doğasından gelen sabırsızlıkla" diyerek yukarıda sözettiğim konu buydu). Bu teknik ve içerik anlamında suluboya çalışmamıza fırsat buldukça devam edeceğiz, çünkü sadece bir ağaç ya da sadece tek bir armut çizip durmak her minik babayiğidin harcı değildir.

Tabii bu çalışmamızın hemen arkasından, bu çalışmanın getirdiği minik yükleri hafifletmek için, ikinci kağıtlarımıza da yine aynı ağacı çizdik ve yanına, herkes içinde az önceki çalışmada ukte kalmış olan kargayı, bulutu, ahtapotu, tırtılı,elmayı, kısaca son 15 dakikadır özlenmiş, hasret kalınmış ne varsa hepsini çizerek, yeni bir şey öğrenmenin, belli bir disiplin gerektirdiğini ve öğrenmenin her zaman iştah açtığını yaşadılar...

Melih

 Prof. Dr. Efser Kerimoğlu
Çocuklarınızınla ilgili merak ettiklerinizi ihtiyaç duyduğunuzda danışabilmek ve doğru yönlendirilebilmek için
mail atabilirsiniz.

Özgeçmiş:
1968 yılı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. 1972’de aynı fakültede Erişkin Psikiyatrisi uzmanlığı, 1972-1974 arası Viyana Üniversitesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi misafir asistanlığı yaptı. 1983’te Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzman ünvanını aldıktan sonra 1987’de doçent, 1992’de profesör oldu. 1988’den beri Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı başkanlığı ve Ankara Üniversitesi Otistik Çocukları Tanı, Tedavi ve Araştırma Merkezi kurucusu ve müdürlüğü görevlerini yürütmektedir.

Ela ve Dilek

Dipsoslar

Avokadolu Dip

Malzemeler (6 kişilik)

  • 2 adet büyük ve olgun avokado
  • Yarım paket krema
  • 1 çay kaşığı tuz
  • Yarım paket krema

Hazırlanışı: Avokadoların içi çıkarılır – Kabukları soyulur Çatal veya robotta iyice püre haline gelmesi sağlanır. İçine krema, limon suyu , tuz katılıp, iyice karıştırılır. Çukur bir kap içine alınıp servise hazır hale getirilir.

 

 

Beyaz peynirli ve Dereotlu Dip 

  • ½ kalıp beyaz peynir
  • ½ paket labne peynir
  • 1 demet dereotu
  • 1 çorba kaşığı krema

Yoğurtlu Sarmısaklı Dip:

Malzemeler:

  • 150 gr yoğurt
  • 50 gr.'dan biraz fazla mayonez
  • 100 gr Beyaz peynir
  • 1 baş sarmısak
  • Pul biber, Kekik, Tuz

Hazırlanışı: Peynir bir çatal yardımı ile iyice ezilir. Bir kabın içine yoğurt, mayonez, peynir konulup karıştırılır. Daha sonra karışıma ayıklanmış ve ezilmiş sarmısaklar, pul biber, kekik ve tuz ilave edilir. Bütün malzeme iyice karıştırıldıktan sonra servise hazır hale getirirlir.

 

Hazırlanışı: Beyaz peynir ve Labne mutfak robotunda krema haline getirilene kadar ezilir. Dereotu ince ince kıyılıp karışıma ilave edilerek iyice karıştırılır. En son krema ilave edilir. İsteğe göre biraz tuz ilave edilir.

Afiyet Olsun!

Şiirsel ve Okyanus



Sihirli Palto (Gendaş)

Yazan: Ángeles Jiménez

Resimleyen: Pablo Prestifilippo

“Jeremias için dünyanın en harika şeyi paltosu idi. Paltosunun etek uçları ile sonbaharın bütün yapraklarını sürüklüyor, kocaman yaldızlı dağlar meydana getiriyordu (...) Paltonun kolları muhteşem büyüleyici mağaralardı. Jeremias, büyücülerin onları büyülü prens ve prenseslere dönüştürmelerine engel olmak için, nice kurbağa ve küçük bataklık karakurbağalarını orada saklardı (...) Bu yüzden Jeremias’a yeni bir avcı ceketi aldıklarında dünyası yıkıldı. Rüzgâr yolun üstündeki yaprakları savuruyor, kurbağalar ağlıyordu.” Jeremias, düşlerindeki kahramanların “Baş kaldır! İsyan et!” çağrılarına kulak verir ve anne-babasının aldığı ceketi çıkartıp, çocukluğunu sarıp sarmalayan eski paltosunu yeniden giyer. Paltoyu giyince, bin bir maceraya götüren kapı bir kez daha aralanır. Ama Jeremias’ın annesi ile babası, bu eski püskü paltodan vazgeçmek istemeyen oğullarının ısrarını bir türlü anlayamaz. Ta ki babası, paltonun Jeremias’a ne kadar büyük olduğunu göstermek için giyene kadar. Sihirli palto, bu kez anne ile babayı kendi çocukluklarına götürür. Gittikleri yerde, geride bıraktıkları çocukluk hayallerindeki periler, cinler, canavarlar ve büyücüler onları beklemektedir. Artık yaprakların savrulması, kurbağaların ağlaması gerekmez. Çünkü ertesi gün, Jeremias’ın annesi ile babası; çocukluğuna bir kez daha dönme şansı olmasa da, kendi sihirli paltosunu anımsayabilen her anne babanın yapacağını yapar: Avcı ceketini üç çift ayakkabı ile değiştirirler. Sihirli palto artık üçünü de sarıp sarmalayacaktır.

2006 --- || Ocak || Şubat || Mart ||Nisan || Mayıs || Haziran || Temmuz || Ağustos || Eylül || Ekim || Kasım || Aralık || ---2007
 
 
 
© 2003 - 2006 Atölye Çocukevi

Adres: Sümer Korusu Gülveren Sok. No: 21 Tarabya – İstanbul  
Tel:
212 – 299 93 25 / 212 - 299 93 26  
Fax:
212 299 92 44  

Email:
  info@atolyecocukevi.com